7 Eylül 2008 Pazar

tanrıyla yakın sohbetlerden alıntılar - 5

- herkese eşit davranmak bana adil gelmiyor.
- koşulsuz sevgi konusundan bahsediyorsun...
- evet. yani eğer yanlış anlamıyosam, karşımdaki ne yaparsa yapsın onu sevmekten ve affetmekten bahsediliyor. affetmek tamam ama "sevmek" bana farklı geliyor.
- anlat...
- iyiye de kötüye de aynı davranmak... adaletli değil! dersine çalışmayan öğrenciye, çalışanla aynı notu verirsen, çalışmayanın tembelliğini teşvik etmiş olmaz mısın?
- olursun.
- yanlışı affetmek tamam ama, bunu özendirmeyi anlamıyorum. yanlış yapana doğru yapanla aynı tavrı gösterirsen, şunu düşünür: "ne yaparsam yapayım, bana iyi davranılıyor. o halde ben yanlış yapmıyorum demeki ki!". bu tarz bi düşünce kişisel gelişimin, toplumsal gelişimin, hatalardan ders almanın ve ilerlemenin önünü keser! ayrıca adalet duygusunu da zedeler. şahsen ben, bir öğrenci olarak, çok çalışıyorsam, öğrenmeyi ciddiye alıp buna zaman ve akıl harcıyorsam, bunu hiç yapmayanla aynı kefeye konmak istemem! ve bence bu ukalalık ya da bencillik değil. iyiye ve kötüye aynı davranmak, iyiye haksızlık etmektir. insanları geliştiren şey hatalardan ders alma ve yeni yollar deneme alışkanlığıdır. ya da becerisi, her neyse artık...
- affetmekle sevmek arasında fark var mı?
- kesinlikle var: birinin bir şeyi neden yaptığını, yaptığı şeyin sonuçlarından tam olarak haberdar olup olmadığını bilmek onu affetmemi sağlayabilir. ama onu "sevmek" bambaşka bir şey!
- nedir affetmek?
- bence; bir sözün, bir davranışın ya da bir olayın ardındaki nedenleri anlayıp, o olayın meydana gelişinin engellenemez olduğuna, ya da söz konusu olayda bize karşı kasıtlı olarak yönlenmiş bir kötü niyet bulunmadığına ikna olmaktır.
- ya sevmek?
- bundan emin değilim... sanırım, karşımızdakini affedebilme yeteneğimizin toplamı...
- çok ilginç bir tanımlama bu!
- sevginin tam bir tanımını yapabileceğimi sanmıyorum. bir duygu durumu. tek bir duygu değil ama. çok farklı, belki de tüm duyguları farklı oranlarda içeren bir toplam duygu durumu. sevdiğimiz insana çoğu zaman daha fazla anlayış gösteririz, onun için daha çok endişeleniriz, herhangi bir hatayı ona yakıştıramadığımız için ona daha çok kızarız, daha çok öfkeleniriz, onu daha çok kıskanırız, onunla ilgili iyi şeylere daha çok sevinir, kötülere daha çok üzülürüz... belki de şöyle söyleyebilirim: tüm duyguları içeren ve onları daha üst bir konumda yaşamamızı sağlayan bir süper-duygu durumu. ya da bir tür duygu platformu... bilmiyorum.
- aslında; size verdiğim bütün duyguları, senin duygu platformu dediğin bu süper-duygu konumundan üretiyorsunuz. aşk, nefret, kin, kıskançlık, iğrenme, sadakat, heyecan, korku, zafer, hüzün, mutluluk. aklına gelebilecek bütün duygularınız ve insani tepkileriniz, sevgiden türemiştir. daha doğrusu; sevgiyi bir tarla olarak gör, diğer bütün duygularınız bu tarlada yetişir. özünde ise kendini sevmek vardır. ve bu kesinlikle bencillik değildir.
- biliyorum. seni seviyorum demek için "ben" demeyi bilmekten bahsediyorsun... iyi davranabilmem için iyi olmam gerekir, iyi konuşabilmek için iyi kelimelere ve düşüncelere sahip olmam gibi... ben o sevgi tarlasını eken ve diğer tüm duyguları yetiştiren kişiyim ve o tarlayı ekebilmem için sağlıklı ve iyi olmam gerekir. yoksa tarla ekilmez!...
- ve o tarladaki her bir duygunun bir işlevi vardır.
- bize, ihtiyacımız olmayan bişey verdiğini hiç bir zaman düşünmedim zaten, bunu biliyorsun. nefretin, kinin, kıskançlığın, günümüzün modern (!) felsefelerinin karalamaktan zevk aldığı "öfke"nin bile bir amacı ve işlevi var. eski felsefeler "herşey zıttıyla vardır" diyor, ve ben de buna sonuna dek katılıyorum. öfkeyi, kini, nefreti yenmek demek, tarladaki bazı "zararlı" bitkilerin kökünü kurutmak demek. oysa zararlı sandığımız o bitkiler de o sistemin birer parçası, ve onları yoketmek şu an öngöremediğimiz birçok olumsuz sonucu getirecektir.
- belgeselleri hatırla :). zararlı (!) bitkiler ölürlerken, yaşamları ya da mevsim boyunca ürettikleri maddeleri, üzerinde yetiştikleri toprağa aktarır. toprağa aktarılan bu maddeler, o toprakta yetişen diğer bitkiler ve canlılar için, kısacası o sistemin bütünü için hayatidir ve o maddeeyi sadece sizin zararlı dediğiniz bitkiler üretir. zararlı bitkileri o topraktan uzaklaştırırsan, o toprakta diğer bitkiler de yetişemez!
- öfkemle yaşamayı öğrenmem gerek. ama bunu yaparken, öfkeyi kontrol etmeyi öğrenmeliyim.
- sadece öfkeyi değil, bütün duygularını kontrol etmen gerekir. sevgiyi bile! bir yöne çok ağırlık verirsen, önüne gelen herşeyi koşulsuz seversen dengen bozulur ve devrilirsin! önemli olan herşeyi sevmek, herşeyi kabullenmek ve öfke nefret gibi duyguları yenmek değil, dengeyi sağlamaktır. sizin asıl işiniz bu!
- sevginin bile fazlası iyi değil yani.
- hiç bişeyin fazlası iyi değil! "ölçü". hayatını yönlendirecek temel kavram bu olmalı. herşeyde ölçü! nefret de yararlıdır, kin de, öfke de. yararlı ve gerekli olduğu için size verildiler. onları da yaşaman gerek, hem de tadına vara vara! hakkıyla yaşaman gerek. ama sakın unutma: hangi duygu olursa olsun, ölçüyü kaçırdığın an sana zarar vermeye başlar. asıl işlevi dengelemekken dengeyi bozar!
- asıl işi dengelemek?
- nefret aşkı, hüzün mutluluğu, korku cesareti, heyecan dinginliği, inat kabullenmeyi, ve nihayet vicdan aklı ve nefsi dengelemek için verildi size! içinde duygu çiftlerinden oluşan binlerce terazi var. herhangi birinin herhangi bir kefesinde ağırlık çok artarsa denge bozulur...

1 yorum:

öz dedi ki...

kendimi olduğum gibi kabul ediyorum.