- az önce... kendi adıma inanılmaz bir çözümlemeye ulaştım!
- farkındayım :)
- beste yapmak, söz yazmak, şiir ya da yazı yazman tamamen bir esinlenme işi... yani senden gelen ilham aslında temel kaynak!
- evet... bunu, beyninde var olan müzik bilgileriyle birleştirip şarkı haline getiriyorsun...
- işte benim sorunum buymuş! ben sadece beynimde varolanlarla şarkı yazmaya çalışıyormuşum hep. yani... mesela; bir şarkı dinliyorum, o şarkının melodisini, düzenlemesini, genel havasını ya da enerjisini çok beğendiğim zaman, hemen aynı enerjide bir parça yazmak istiyorum. çünkü, o parça, benim ruhumu ve kişiliğimi çok iyi ifade ediyor, ve ben de aynı ifade ile kendi şarkımı yazmak istiyorum!
- peki neden olmuyor?
- çünkü, esin kaynağım yanlış... bilmiyorum belki de bana öyle geliyordur. sırf beğendiğim karakterde bir şarkı yazmış olmak için yazdığımdan sanırım...
- bütün şarkılarını böyle mi yazdın?
- ilk zamanlar yazdıklarımı değil tabi ki. o zamanlar ne yapmak istediğim hakkında net bir fikrim yoktu.
- çünkü bazı parçalarını sen de beğeniyorsun.
- çalışmayan saat bile günde 2 kez doğru saati gösterir!
- kendine bu kadar yüklenme. seninki biraz da tıkanma durumu. içinde 16 yılda oluşmuş kördüğümleri, nasırlaşmış alışkanlıkları, üstüste yığılmaktan katılaşmış ve fosilleşmiş duygusal atıkları temizleyip ruhunu özgürleştirmek o kadar da kolay değil... ki zaten aslında bütün konuşmalarımızın özü bu. bunu yapıyorsun benimle.
- biliyorum. zaten bu nedenle, aslında hiçbir şey eskisinden daha iyi olmamasına ve hala istediklerimden aynı uzaklıkta olmama karşın, içimdeki büyük basınç giderek azalıyor...
- çünkü hayatında ilk kez, esinlendiklerinle öğrendiklerini, yani benden aldığın bilgilerle dünyevi deneyimlerini birleştirmeye başladın! bizim konuşmalarımıza kadar geçen sürede benden aldığın ilhmalar, esinler, kısacası sağduyunla ve maneviyatınla edindiğin tüm bilgilerin üzerine, bu yaşa kadar kitaplardan, belgesellerden, günlük hayatından ve mantıksal çıkarımlarından öğrendiklerini koymaya başladın. iki bilgiden bahsetmiştik: zihinsel bilgi, yani beynin 5 duyu vasıtasıyla fiziksel dünyadan topladığı bilgiler ve bu bilgilerin işlenmesinden oluşturulan "üretilmiş" bilgiler. bir de doğrudan benden aldığın saf tanrısal bilgi.
- evet. ne kadar sağlıklı olduğu tartışılır bir 5 duyunun sağladığı, ve beyinde kayıt edilmeden önce "yargı" ve "korku" gibi filtrelerden geçirilen budanmış ya da şişirilmiş bilgi. ve hiç bir aracı organ ya da filtre olmadan doğrudan kalbe gelen, esinlenilen, hissedilen bilgi.
- 5 duyunun ne kadar sağlıklı olduğu neden tartışılır?
- illüzyon! eğer duyularımız gerçekten mükemmel çalışsaydı, ya da onları yorumlayan beyin gerçekten mükemmel olsaydı illüzyon diye bir gösteri sanatı hiç ortaya çıkmazdı! beyin, 5 duyudan gelen bilgileri yorumlarken kolaylıkla hata yapabiliyor. bu nedenle beynin bilgi kaynakları sınırlı ve pek de güvenilir değil bence. ben bu nedenle kararlarımda aklımı değil kalbimi kullanmayı tercih ediyorum. senden gelen bilgi filtrelenmediği ya da yorumlanmadan eyleme döküldüğü için...
- güzel. ama bazı bilgiler, örneğin okulda öğrendiğin bilgiler, fizik, kimya hakkında öğrendiklerin, belgeseller ve kitaplardan dünya, evren ve yaşam hakkında öğrendiklerin, herhangi bir yargı ya da korkuyla filtrelenmez. doğrudan kaydedilir, en az benden gelen bilgiler kadar temiz olarak!
- neden?
- çünkü fizik, kimya bilgileriniz, yaşam hakkındaki gözlemleriniz ve ispatladığınız tüm gerçekler, sonuçta sizim yorumunuz dışında kalan saf bilgiye dahildir. bir aslanın avlanması, nükleer tepkime kuralları, kütle çekimi, kimya ve fizik hakkındaki şu ana dek elde ettiğiniz tüm bilimsel veriler birer gerçektir. herhangi bir doğa ya da uzay belgeselinde izlediğin hiç bir şeyi değer yargılarınla yargılamazsın, kültürden kültüre farklılık göstermez. hidrojen, nükleer tepkime sonucu helyuma dönüşür ve bu evrensel bir sabittir. bu; sizin yorumunuz değil, zaten varolandır!
- yani ay ile dünya arasındaki kütleçekimsel ya da manyetik ilişkiye dair efsaneler, kültürel inançlar ve benzerleri yorum meselesidir, ama sonuçta dünya ile ay arasında bir kütle çekimi vardır ve bu bir fizik kuralıdır!
- kesinlikle! dolunaydan insanların psikolojilerinin değişip değişmediği, içinizden bazılarınızın kurtadama dönüşüp dönüşmemesi, ya da dolunayda daha romantik olup olmadığınız tamamen kültürlerinizle ilgili yakıştırmalar ve çoğu zaman da şehir efsaneleridir. ama dolunayın kendisi dünya güneş ve ay arasındaki açılarla ilgili bir gerçektir. bir kültür dolunay için "kurtadam" ilişkisini kurarken, diğeri bununla dalga geçebilir. ama her iki kültür de dolunayın fiziksel bir gerçek olduğunu kabul eder. hangi yargıyla ya da korkuyla bakarsan bak, dolunay doılunaydır, ve senin ayı o şekilde görmeni sağlayan şey basit fiziksel etkileşimlerdir.
- peki bestelere dönersek?
- sabırlı ol... ansiklopedik bilgilerin fizik, kimya ve matematiğe dayananları; tamamıyla olmasa da büyük oranda gerçeği yansıtan saf bilgilerdir. sen ömrünün bu aşamasında, 5 duyu ile algılayıp beyninde depoladığın bilgilerle, bizim kalbine verdiğimiz bilgileri birleştirmeye, ikisi arasındaki olağanüstü ilişkiyi çözmeye başladın!
- hissettiğim de bu zaten! daha fazla anlamaya başladığımı hissediyorum.
- anlıyorsun da zaten. daha doğrusu zaten bildiklerini şimdi farklı bir bilgiye doğru sentezlemeye başladın. fiziki dünya bilgileri ile manevi bilgilerin aslında farklı olmadığını, ikisinin de aynı kökten geldiğini farkediyorsun. bunu zaten biliyordun, ama hiç bu kadar farkında ve içinde olmamıştın!
- evrenin bir parçası olduğum ve zaten yaşanması gerekeni yaşadığım hissi giderek artıyor beynimde!
- çünkü beynin susmayı ve gerektiğinde üst bilincinle birlikte kalbini dinlemeyi öğreniyor. yani saf bilgiyi! zaten beyninin en temelde yapmaya çalıştığı şey bu: bütün insanlık olarak doğayı, evreni, hayatı, neden yaşadığınızı ve bütün bunlara ne gerek olduğunu çözmeye çalışıyorsunuz binlerce yıldır. doğru mu?
- evet.
- sebep bu işte. fiziksel evreni çözmek, ve temelde yatan "neden" sorusuna bir yanıt bulmak en çok istediğiniz şey. hepinizin değil tabi ki; maddi ile manevi arasında dengeyi kurmuş olanların ve de bazı akamdemisyenlerin!
- bu konu benim maddiyat-maneviyat teorime gidiyor sanki.
- teorini biliyorum. 3 bileşen konusunda bunu zaten konuşuyoruz seninle...
- evet.
- bir ara bunu da yazmanı istiyorum. yazarken yeni cevaplar bulacaksın ;)
- pekala. besteler?
- şu ana dek beste yapma yöntemin şuydu: bir şey duy, onu çok beğen, bu arada temel noktaları beynine kaydet, sonra sana o kayıtları çağrıştıracak, yani aynı hissi hatırlamanı sağlayacak yeni bir şarkı yaz. yeni şarkıyı yazarken içeriye bakmak pek de aklına gelmiyordu. ilham almak yerine, kaydedilmişleri kesip biçerek bir şeyler yazmaya yöneldin hep...
- biliyorum. yani aslında her birisi, yazdığım her şarkı; bana orijinalinin duygusunu hatırlatacak birer "kopya" idi. ve bu nedenle kendileri kendi duygularına sahip olmadıkları gibi; asla "gerçekleri" kadar doğru da olamadılar!
- çünkü içlerindeki ilham çok azdı, temel itki beyninin bir duyguyu, ve o duyguyla ilişkili anıyı yeniden yaşayabilmek için bir tür "tuş" üretme isteğiydi!
- kendi yazdığım taklit şarkıyı dinlerken bir anlamda "tuş"a basılıyordu, ve böylece bana o şarkıyı yazdıran asıl şarkının duygusunu hatırlamış oluyordum!
- evet.
- peki ama, neden orijinalini kullanmak yerine, kendim bir taklit ürettim hep?
- üretme isteği sende doğuştan varolan bir şey... kendinizi ifade etme isteği. aslında hepinizde var. dansetmek, şiir yazmak, konuşmak, fotoraf çekmek, şarkı söylemek, beste yapmak, oyun yazmak, rol kesmek... aklına gelebilecek herşey! hepsi kendinizi ifade etme, "ben buradayım" deme çabası! varolma ve bunu kanıtlama dürtüsü. en temel dürtünüzün, yani hayatta kalma ve yaşama sarılma dürtünüzün farklı bir yansıması. yaşadığınızı, orada olduğunuzu çevreye, ama en fazla da kendinize ispatlama isteği.
- besteler?
- sabır... bilgileri birleştirme süreci ilerledikçe, içerden gelen itkiyi kullanmaya başlayacak ve hayatında 2. kez, kendine ait "besteleri" yazmaya başlayacaksın! aslında kural olarak size geleceği söylemiyorum asla, biliyorsun. ama bu kez senin de bunu hissettiğini ve farkına varmaya başladığını gördüm. yani aslında sana gelecekle ilgili bilmediğin bir şey söylemedim, sadece bildiğin bir şeyi teyid etmiş olduk...
28 Eylül 2008 Pazar
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder