gökyüzüne bakıyorum. aslında bakmam gerekmeyen yere. mavi... kuşlar senin gölgende yüzüyor buluttan buluta...
içimden çok şey geçiyor. müziği verdin bize. kedileri, coşkuyu, cesareti, aşkıyı, öfkeyi. sende olan bizde, bizde olan senden. senin gücünde birleştik, senin aşkınla evren oldu burası...
dünyaya bir tohum düştüğünde, tüm yürekler onu kutsar, tanısın tanımasın!
gözyaşları senindir, kahkahalar senin... senin büyük ve sonsuz bahçende oyunlar oynarken, senin ışığına yürürüz bilsek de bilmesek de!
uyku senin yanındadır, uyanıklık senin peşinde. sana bakarız göğe her baktığımızda, birbirimize, yarattıklarına, var edip bize sunduklarına baktığımızda...
lezzet senin ödülündür bize, zevk ve tutku, zafer ve coşku, korku ve utanç; hepsi senin gövdende birleşir birgün!
yenenler yenilenleri kucakladığında sen dokunursun bu topraklara...
kanadının geçtiği her yerde özgürlük şarkıları söylenir. senin ellerindedir güven ve kutsanma...
denize açılan gemici seninle birliktedir. çalışan her yürek seninkiyle atar. her nota, her mısra senin sonsuzluğundan bize akan damlalardır...
seni biliriz, görmediğimiz ama bizi en çok sevenin o olduğunu bildiğimiz sevgili babamız...
sonsuzluğu sorarlarsa birgün, parmaklarım seni gösterir; her baktığım yerde, her düşündüğüm şeyde, aşkta ve ölümde senin adına buluşur ruhlar!
hayatım ve varlığıma yüklediğin her güzellik için teşekkür ederim.
26 Ekim 2008 Pazar
22 Ekim 2008 Çarşamba
tanrıyla yakın sohbetlerden alıntılar - 16
- son günlerde seninle konuşmuyor muyuz, yoksa ben konuşmaları kanıksadım mı artık?
- neden böyle düşünüyorsun?
- birşeyler yazmadığımı farkettim.
- şu sıra üzerinde çalıştığın projeye çok fazla odaklanmış durumdasın. bu nedenle, şarkı yazarken ihtiyaç duyduğun sessizliği sağlamak için, sana melodileri/sözleri göndermek dışında pek ses çıkarmıyorum. ve senin de bu durumdan memnun olduğunu biliyorum.
- dün gece hissettiğim karmaşıklık neydi peki?
- bir süredir, fazla uykunun, özellikle de öğleye kadar uyumanın iyi bir şey olmadığını hatırlamaya başladın. az uyku, eskisinden daha fazla zihinsel ve bedensel etkinlik, bu arada belli bir aradan sonra yeniden "üretim"e geçmiş olmanın verdiği manevi tatmin. kendini iyi hissediyorsun; çünkü uzun süredir atıl durumda olan zekânı, yaratcılığını, bedenini yeniden ve üstelik eşgüdümlü bir şekilde kullanmaya başladın.
- eşgüdümlü?
- evet. inandığın bir proje var, ve senin sözlerinle açıklarsak: inanmak ve hayal etmek sizin için bir ihtiyaç. sen uzun bir aradan sonra yeniden bu ihtiyacını gidermeye başladın; bu yeni projeyi ciddiye alıp uğraşarak.
- bu arada yarattıklarımı sunulabilir hale getirmek de epey bir zihinsel etkinlik gerektiriyor.
- ve projenin can damarı olduğunu düşündüğün kişilerle görüşmek ve kırtasiye işlerini yürütmek için de fiziksel olarak çalışmaya ve koşuşturmaya başladın. yani özetle; tek bir hedef için bedenen, zihnen ve ruhen çalışıyorsun. 3'üyle aynı anda! bu uzun süredir yapmadığın birşeydi...
- dün gece sahilde bekleşirken, kendimi çok mutlu hissettim. yorgundum, uykum gelmeye başlamıştı, hava serindi ve ben yapacağım görüşmenin nasıl olacağı ve nasıl sonlanacağı hakkında pek de bir fikre sahip değildim. ama mutluydum. gecenin o saatinde, inandığım bir proje için oralarda hafif yollu "sürünüyor" olmak, küçük de olsa o bedeli -gayet farkındayken- ödüyor olmak, bir şekilde tatmin ediciydi.
- çünkü sizler zor şeylerden zevk alırsınız. günlük hayatın koşuşturmacası içinde bunu unutanlar, ruhlarını ve akıllarını beslemeyi unutanlar, kısacası yüzeysel yaşayan insanlar hariç hepiniz, ruhu hala canlı olan her insan; zorluklardan ve uğraşmaktan zevk alır. bu sizin egonuzun bir parçası: "başarmış olmak", bu sizin en büyük ödülünüz, ve zorluklar ne kadar çoksa, aslında o kadar çok zevk alırsınız, çünkü başarınızı daha fazla zorluğa karşı kazanmış olacaksınız! 3 zorluğu aşmış bir insan mı daha güçlüdür, 20 zorluğu aşmış bir insan mı?
- anladım sanırım. önüme çıkan engelleri aştıkça kendime güvenim artıyor, gücüme inancım artıyor. şu halde "ego" denen şey de aslında ödül mekanizmasının bir parçası!
- elbette ki! egolarınız, kendinizi iyi ve güçlü hissetme dürtüleriniz, bunun verdiği keyif ve hakimiyet duygunuz olmasaydı zorlukları yenmeyi aklınızdan bile geçirmezdiniz.
- peki fark nerde?
- uygulamada! zorluklarla 2 şekilde başedebilirsin. ki yine senin vermeyi sevdiğin bir örnekle açıklayacağım: karate ve aikido...
- hayatla inatlaşmak ya da onun bana karşı görünen enerjisini kendi lehime çevirmek!
- evet.
- ama bu, söylendiği kadar kolay uygulanan birşey değil. evet bunu herkes anlayabilir: karşı koymaya çalışma, onu kendi lehine kullan! tamam, çok güzel de, peki bunu nasıl yapacağım?
- son zamanlarda yapmaya başladığın gibi!
- uyum?
- bugün toplantıda kendini şaşırttın değil mi?
- evet... hiç susmadan konuşma kapasitesine sahip olan ben, üstelik de söyleyebileceğim yüzlerce şey varken, susup dinledim sadece. peki bunu nasıl yaptım? tuhaf, çünkü; ilginç bir şekilde, bunun için hiç bir çaba harcamadım, konuşmamak için kendimi tutmadım. son derece doğaldı, sanki benim kişiliğim aslında buymuş gibi; gayet sakin ve sessiz bir şekilde hiç bir tepki vermeden konuşmaları dinledim.
- işte bu aikido'dur (senin deyiminle). çünkü orada ne kadar konuşursan konuş, bunun bir sonuç cümlesine bağlanamayacağını, bağlansa bile bunun orada kalacağını öğrendin artık. bu nedenle bir sonuç cümlesi kurmaya, ya da insanları -ve kendini de tabi- suçlayacak, son derece sağlam kanıtlara dayalı ve çok mantıklı ama hiç bir işe yaramayacak bir konuşmaya enerji harcamadın! bunun yerine notlar aldın. şimdi aldığın notları bildiklerin ve istediklerinle biraraya getirip bir sonuç üreteceksin. daha doğrusu, bir "eylem planı". enerjini orada konuşup savunma ya da suçlama yapmak yerine, plan program yapmaya, daha sonra da bunları uygulamaya harcayacaksın. planların doğru uygulanabilmesi için, daha küçük ölçekli yan planlara ve adımlara da ihtiyacın olacak. ve sen enerjini bunlara odaklanmak için kullanacaksın... yaşamının bu döneminde, kendi hayatındaki değişikliklere, zihninde ve ruhunda meydana gelen -ve çok da memnun olduğun- küçük kırılmalara bak! yavaş yavaş yükselmekte olduğun bilinç düzeyine. algındaki, daha da önemlisi algıladıklarını yorumlamandaki değişime... bu değişimin; çevrendeki insanların hayatlarındaki değişimlerle eşzamanlı olması bir rastlantı mı sence? kişilerin, psikolojilerin, etkileyebilecek her unsurun, senin işini kolaylaştıracak ve planlarını uygulamanda sana yardımcı olacak yönlere doğru aktığının farkındasın değil mi?
- yani, anayola yaklaştığımı mı söylüyorsun?
- buna asla net bir cevap vermeyeceğimi biliyorsun!
- aslında evet! bu gaddarca görünebilir ama, gerçekten de; çevremdeki ve bendeki değişimlere baktıkça, son derece sağlıklı ve tıkır tıkır çalışan bir mekanizmanın işlediğini hissediyorum. ama bir korkum var.
- biliyorum.
- ya algılama ya da yorumlama hatası yapıyorsam? ya da, ya hala hazır değilsem ve bu deneyim de bir "ders" olarak notlarımın arasına katılacaksa? bunu tekrar kaldırabilecek miyim, bundan gerçekten emin değilim...
- buna rağmen, sanki herşeyden eminmiş ve sonucu biliyormuş gibi çalışmaya devam ediyorsun.
- yapabileceğim başka bir şey yok da ondan!
- hayır, yapabileceğin başka şeyler var. pes edebilirsin, son derece haklı sebeplerin var üstelik, bunu yapmak için!
- neden peki?
- çünkü inancın kuvvetli. beni dinlemeyi sürdürdüğün için doğru yolda olduğunu hissediyorsun, aldığın cevaplar ve gördüklerin seni yürümeye sevkediyor.
- peki korkum?
- herşey zıttıyla vardır ;) bu korku senin emniyet sübabın. az önce bahsettiğin, herşeyin ters tepmesi ihtimaline karşı kapıyı açık bırakmanı sağlayacak olan şey, işte bu korku! kısacası şu anki korkun, bu macerada hissettiğin heyecan ve "emin"liğin dengeleyicisi...
- neden böyle düşünüyorsun?
- birşeyler yazmadığımı farkettim.
- şu sıra üzerinde çalıştığın projeye çok fazla odaklanmış durumdasın. bu nedenle, şarkı yazarken ihtiyaç duyduğun sessizliği sağlamak için, sana melodileri/sözleri göndermek dışında pek ses çıkarmıyorum. ve senin de bu durumdan memnun olduğunu biliyorum.
- dün gece hissettiğim karmaşıklık neydi peki?
- bir süredir, fazla uykunun, özellikle de öğleye kadar uyumanın iyi bir şey olmadığını hatırlamaya başladın. az uyku, eskisinden daha fazla zihinsel ve bedensel etkinlik, bu arada belli bir aradan sonra yeniden "üretim"e geçmiş olmanın verdiği manevi tatmin. kendini iyi hissediyorsun; çünkü uzun süredir atıl durumda olan zekânı, yaratcılığını, bedenini yeniden ve üstelik eşgüdümlü bir şekilde kullanmaya başladın.
- eşgüdümlü?
- evet. inandığın bir proje var, ve senin sözlerinle açıklarsak: inanmak ve hayal etmek sizin için bir ihtiyaç. sen uzun bir aradan sonra yeniden bu ihtiyacını gidermeye başladın; bu yeni projeyi ciddiye alıp uğraşarak.
- bu arada yarattıklarımı sunulabilir hale getirmek de epey bir zihinsel etkinlik gerektiriyor.
- ve projenin can damarı olduğunu düşündüğün kişilerle görüşmek ve kırtasiye işlerini yürütmek için de fiziksel olarak çalışmaya ve koşuşturmaya başladın. yani özetle; tek bir hedef için bedenen, zihnen ve ruhen çalışıyorsun. 3'üyle aynı anda! bu uzun süredir yapmadığın birşeydi...
- dün gece sahilde bekleşirken, kendimi çok mutlu hissettim. yorgundum, uykum gelmeye başlamıştı, hava serindi ve ben yapacağım görüşmenin nasıl olacağı ve nasıl sonlanacağı hakkında pek de bir fikre sahip değildim. ama mutluydum. gecenin o saatinde, inandığım bir proje için oralarda hafif yollu "sürünüyor" olmak, küçük de olsa o bedeli -gayet farkındayken- ödüyor olmak, bir şekilde tatmin ediciydi.
- çünkü sizler zor şeylerden zevk alırsınız. günlük hayatın koşuşturmacası içinde bunu unutanlar, ruhlarını ve akıllarını beslemeyi unutanlar, kısacası yüzeysel yaşayan insanlar hariç hepiniz, ruhu hala canlı olan her insan; zorluklardan ve uğraşmaktan zevk alır. bu sizin egonuzun bir parçası: "başarmış olmak", bu sizin en büyük ödülünüz, ve zorluklar ne kadar çoksa, aslında o kadar çok zevk alırsınız, çünkü başarınızı daha fazla zorluğa karşı kazanmış olacaksınız! 3 zorluğu aşmış bir insan mı daha güçlüdür, 20 zorluğu aşmış bir insan mı?
- anladım sanırım. önüme çıkan engelleri aştıkça kendime güvenim artıyor, gücüme inancım artıyor. şu halde "ego" denen şey de aslında ödül mekanizmasının bir parçası!
- elbette ki! egolarınız, kendinizi iyi ve güçlü hissetme dürtüleriniz, bunun verdiği keyif ve hakimiyet duygunuz olmasaydı zorlukları yenmeyi aklınızdan bile geçirmezdiniz.
- peki fark nerde?
- uygulamada! zorluklarla 2 şekilde başedebilirsin. ki yine senin vermeyi sevdiğin bir örnekle açıklayacağım: karate ve aikido...
- hayatla inatlaşmak ya da onun bana karşı görünen enerjisini kendi lehime çevirmek!
- evet.
- ama bu, söylendiği kadar kolay uygulanan birşey değil. evet bunu herkes anlayabilir: karşı koymaya çalışma, onu kendi lehine kullan! tamam, çok güzel de, peki bunu nasıl yapacağım?
- son zamanlarda yapmaya başladığın gibi!
- uyum?
- bugün toplantıda kendini şaşırttın değil mi?
- evet... hiç susmadan konuşma kapasitesine sahip olan ben, üstelik de söyleyebileceğim yüzlerce şey varken, susup dinledim sadece. peki bunu nasıl yaptım? tuhaf, çünkü; ilginç bir şekilde, bunun için hiç bir çaba harcamadım, konuşmamak için kendimi tutmadım. son derece doğaldı, sanki benim kişiliğim aslında buymuş gibi; gayet sakin ve sessiz bir şekilde hiç bir tepki vermeden konuşmaları dinledim.
- işte bu aikido'dur (senin deyiminle). çünkü orada ne kadar konuşursan konuş, bunun bir sonuç cümlesine bağlanamayacağını, bağlansa bile bunun orada kalacağını öğrendin artık. bu nedenle bir sonuç cümlesi kurmaya, ya da insanları -ve kendini de tabi- suçlayacak, son derece sağlam kanıtlara dayalı ve çok mantıklı ama hiç bir işe yaramayacak bir konuşmaya enerji harcamadın! bunun yerine notlar aldın. şimdi aldığın notları bildiklerin ve istediklerinle biraraya getirip bir sonuç üreteceksin. daha doğrusu, bir "eylem planı". enerjini orada konuşup savunma ya da suçlama yapmak yerine, plan program yapmaya, daha sonra da bunları uygulamaya harcayacaksın. planların doğru uygulanabilmesi için, daha küçük ölçekli yan planlara ve adımlara da ihtiyacın olacak. ve sen enerjini bunlara odaklanmak için kullanacaksın... yaşamının bu döneminde, kendi hayatındaki değişikliklere, zihninde ve ruhunda meydana gelen -ve çok da memnun olduğun- küçük kırılmalara bak! yavaş yavaş yükselmekte olduğun bilinç düzeyine. algındaki, daha da önemlisi algıladıklarını yorumlamandaki değişime... bu değişimin; çevrendeki insanların hayatlarındaki değişimlerle eşzamanlı olması bir rastlantı mı sence? kişilerin, psikolojilerin, etkileyebilecek her unsurun, senin işini kolaylaştıracak ve planlarını uygulamanda sana yardımcı olacak yönlere doğru aktığının farkındasın değil mi?
- yani, anayola yaklaştığımı mı söylüyorsun?
- buna asla net bir cevap vermeyeceğimi biliyorsun!
- aslında evet! bu gaddarca görünebilir ama, gerçekten de; çevremdeki ve bendeki değişimlere baktıkça, son derece sağlıklı ve tıkır tıkır çalışan bir mekanizmanın işlediğini hissediyorum. ama bir korkum var.
- biliyorum.
- ya algılama ya da yorumlama hatası yapıyorsam? ya da, ya hala hazır değilsem ve bu deneyim de bir "ders" olarak notlarımın arasına katılacaksa? bunu tekrar kaldırabilecek miyim, bundan gerçekten emin değilim...
- buna rağmen, sanki herşeyden eminmiş ve sonucu biliyormuş gibi çalışmaya devam ediyorsun.
- yapabileceğim başka bir şey yok da ondan!
- hayır, yapabileceğin başka şeyler var. pes edebilirsin, son derece haklı sebeplerin var üstelik, bunu yapmak için!
- neden peki?
- çünkü inancın kuvvetli. beni dinlemeyi sürdürdüğün için doğru yolda olduğunu hissediyorsun, aldığın cevaplar ve gördüklerin seni yürümeye sevkediyor.
- peki korkum?
- herşey zıttıyla vardır ;) bu korku senin emniyet sübabın. az önce bahsettiğin, herşeyin ters tepmesi ihtimaline karşı kapıyı açık bırakmanı sağlayacak olan şey, işte bu korku! kısacası şu anki korkun, bu macerada hissettiğin heyecan ve "emin"liğin dengeleyicisi...
2 Ekim 2008 Perşembe
tanrıyla yakın sohbetlerden alıntılar - 15
- çok kısa... sadece bu konuşmamızı kayıtlara geçirmek istedim.
- peki...
- neden insanlar; zeka, kültür ya da entellektüellik arttıkça cinselliğin geri plana gitmesi, önemini yitirmesi gerektiğini sanıyor? neden cinsellik bir tür zayıflık olarak görülüyor? neden cinselliği ön planda olan ya da bunu gizleme gereği duymayan insanlar yargılanıyor?
- bu sorunun cevabını biliyorsun.
- peki bu cevap doğru mu?
- doğru veya değil, bu cevap bir şeyi değiştirmez. onlara şunu söyle sadece: 3 bileşenden (akıl, duygu ve beden) hiçbiri bir diğerinden daha önemli ya da önemsiz değildir! 3'ü de varlığınızda ve kim olduğunuzda eşit pay sahibidir. 3'ünün de farklı görevleri vardır... duygularınız akılla, akıllarınız 5 duyunuzla yol alır. 5 duyunuz, duygularınızdan da emir alır, aklınızın yanısıra. yani; üçü arasındaki ilişki kesintisiz ve her iki yöne doğrudur! bu nedenle; birbirlerini hem tetikler, hem de beslerler... bu zincirleme reaksiyonun 3 oyuncusundan birini önemsiz görürsen, ona gerekli özeni göstermezsen, onu iyi beslemez ve yeterince çalıştırmazsan diğer ikisiyle arasındaki alışveriş aksamaya başlar. bu durumda, diğer ikisi de tam ve sağlıklı çalışamaz!
- burada özen göstemek derken kastettiğin şey, sadece besleme ve çalıştırma değil sanırım. öneminin ve gerekliliğinin farkında olmaktan bahsediyorsun...
- kesinlikle... vücudunu, aklını ya da duygularını iyi beslemek sadece onları çalıştımak ve her biri için gerekli beslenmeyi sağlamakla olmaz. bir annenin tek görevi çocuğuna süt vermek, altını temizlemek, yıkamak ve korunmasını sağlamak değildir! o çocuğa önemli olduğunu, varlığından memnun olunduğunu da göstermek gerekir. senin bileşenlerin için de aynısı geçerli. vücudunla, beyninle ve kalbinle sadece sağlıkları açısından ilgilenme. onlarla birlikte olduğunun, seni sen yapanın onlar olduğunu farkında ol! bu farkındalığı hep hissederek yaşa, seni sen yapan herşeyle dost ol, varlıklarından duyduğun memnuniyeti hisset! kendinle ilgili beğenmediğin yönlerini vurgulamak yerine, beğendiklerini daha çok vurgula! takdir edilmek, beğenilmek onları güzelleştirir, onlar seni oluşturduğuna göre de, sonuçta seni güzelleştirir :)
- biraz masalsı...
- dene!
- peki...
- neden insanlar; zeka, kültür ya da entellektüellik arttıkça cinselliğin geri plana gitmesi, önemini yitirmesi gerektiğini sanıyor? neden cinsellik bir tür zayıflık olarak görülüyor? neden cinselliği ön planda olan ya da bunu gizleme gereği duymayan insanlar yargılanıyor?
- bu sorunun cevabını biliyorsun.
- peki bu cevap doğru mu?
- doğru veya değil, bu cevap bir şeyi değiştirmez. onlara şunu söyle sadece: 3 bileşenden (akıl, duygu ve beden) hiçbiri bir diğerinden daha önemli ya da önemsiz değildir! 3'ü de varlığınızda ve kim olduğunuzda eşit pay sahibidir. 3'ünün de farklı görevleri vardır... duygularınız akılla, akıllarınız 5 duyunuzla yol alır. 5 duyunuz, duygularınızdan da emir alır, aklınızın yanısıra. yani; üçü arasındaki ilişki kesintisiz ve her iki yöne doğrudur! bu nedenle; birbirlerini hem tetikler, hem de beslerler... bu zincirleme reaksiyonun 3 oyuncusundan birini önemsiz görürsen, ona gerekli özeni göstermezsen, onu iyi beslemez ve yeterince çalıştırmazsan diğer ikisiyle arasındaki alışveriş aksamaya başlar. bu durumda, diğer ikisi de tam ve sağlıklı çalışamaz!
- burada özen göstemek derken kastettiğin şey, sadece besleme ve çalıştırma değil sanırım. öneminin ve gerekliliğinin farkında olmaktan bahsediyorsun...
- kesinlikle... vücudunu, aklını ya da duygularını iyi beslemek sadece onları çalıştımak ve her biri için gerekli beslenmeyi sağlamakla olmaz. bir annenin tek görevi çocuğuna süt vermek, altını temizlemek, yıkamak ve korunmasını sağlamak değildir! o çocuğa önemli olduğunu, varlığından memnun olunduğunu da göstermek gerekir. senin bileşenlerin için de aynısı geçerli. vücudunla, beyninle ve kalbinle sadece sağlıkları açısından ilgilenme. onlarla birlikte olduğunun, seni sen yapanın onlar olduğunu farkında ol! bu farkındalığı hep hissederek yaşa, seni sen yapan herşeyle dost ol, varlıklarından duyduğun memnuniyeti hisset! kendinle ilgili beğenmediğin yönlerini vurgulamak yerine, beğendiklerini daha çok vurgula! takdir edilmek, beğenilmek onları güzelleştirir, onlar seni oluşturduğuna göre de, sonuçta seni güzelleştirir :)
- biraz masalsı...
- dene!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)