- merhaba
- gel bakalım :)
- geleceğimi biliyordum tabi ki de.
- evet!
- şu anki huzurumu ve rahatlığımı seninle paylaşmak istedim. gerçi sen zaten bunu biliyorsun ama ben seninle bunu konuşmak istiyorum. belki bu konuda henüz bilmediğim bazı özel açılımlar vardır.
- huzurunun temel nedeni, vicdanen temiz olman.
- bir trafik kazası yaptığımda, bu kazada temel kusurlunun ben olmadığımı ve hatta aslında bütünüyle suçsuz olduğumu biliyordum. ama yine de, polis tutanaklarında karşı tarafın %100 kusurlu görüldüğünü öğrendiğim an büyük bir rahatlama hissettim.
- her ne kadar kurallardan ve toplumsal alışkanlıklardan uzak da yaşasan, sonuçta toplumla sırf inat uğruna zıtlaşan, farklı olmak adına toplumsal değerleri yıkamaya çalışan biri değilsin.
- evet! iyi niyetle ve kimseye saygısızlık etmeden doğru bildiğim yolda yürümeye çalışıyorum. kendim için doğru olduğunu bildiğim yol standartların çok dışında olduğundan, sıklıkla, insanlarla çatışıyorum. ama bunlarda amaç insanlarla çatışmak değil, sadece benim onların yollarına saygı gösterdiğim kadar bana saygı gösterilmesini istiyorum. herkes yanlış yaptığını düşündüğü insana, kendince doğru olanı gösterme hakkına sahiptir. ama gösterilen de aynı şekilde kendi doğrusu savunma ve o doğruda ısrar etme hakkına sahip olmalı.
- işte bu nedenle, birileri senin davranışını onayladığında -normalde, onaylanmışlardan uzak kalmaya alışmış olmana rağmen- kendini iyi hissedersin. çünkü senin konumundaki bir insan için, onaylanmak; aykırı ya da kimi zaman anarşist tavrının arkasında, saf ve temiz bir iyi niyet olduğunun, herhangi bir art niyet gütmediğinin anlaşılmış olması demek. ki senin için en temel değerlerden biri bu: iyi niyetli olmak. senin görevin iyi olmak değil, iyi niyetli olmak ve iyi olmaya çalışmak, başarmak değil elinden geleni yapmak, mükemmel olmak değil bunun için çaba harcamak. onlaylandığında, karşındakinin sende art niyet aramadığını anlıyorsun, ve bu senin gibiler için çok önemlidir.
- sanırım evet.
- sen sanmaya devam et :) sana bunu ben söylüyorum, sanmaktan bahsediyorsun.
- dün de söylediğim gibi, henüz herşeyi çok net ve temiz gördüğümü, mükemmeliyete eriştiğimi hiç sanmıyorum. ve bütün konuşmalarda ilk kez, konuşmakta olduğum kişinin tanrı olduğundan şüpheliyim.
- işte bu da senin zayıf noktan!
- zayıf mı?
- kendinde kusur aramak, kendini eksik görmeye çalışmak! tevazunun aşırı boyutta olanı... yıllarca tevazudan uzak kalan benliğini terbiye etmek için bu kez de abartılı bir tevazu yaratıyorsun! mükemmel değilsin evet, zaten kendinden bunu beklememen gerektiğini de bilecek kadar kafan çalışıyor!
- şu halde kendimi neden rahat bırakmıyorum?
- burada bir paradoks var!
- mükemmele yaklaştıkça tevazu artıyor... ve tevazu arttıkça mükemmel uzaklaşıyor!
- kabaca evet! aslında mükemmel uzaklaşmıyor. mükemmele yaklaştıkça artan tevazu yüzünden, gittikçe artan bir hızla kendini mükemmele daha uzak görmeye başlıyorsun.
- bunu anladım ama nasıl anlatacağımı tam bilemedim... şimdi ben gittikçe olgunlaşıp geliştikçe, bütün temel felsefelerde olduğu gibi, alçakgönüllülük esas olmaya başlıyor. yani basamakları tırmanıp yükseldikçe, mükemmel anlayışım da benimle birlikte tırmanıyor. bu arada, giderek artan tevazu yüzünden ben kendimi olduğum basamaktan daha aşağıda görmeye başlıyorum. ben 3 basamak çıktığımda, yeni öğrendiklerimin ışığında mükemmel anlayışım da 3 basamak daha yükselmiş oluyor. ancak bu 3 basamağı tırmandığımda edindiğim olgunluk ve alçakgönüllülük, kendimi hiç yükselmemiş gibi değerlendirmemi sağlıyor.
- tam olarak değil, yükseldiğinin sen de farkındasın! ama olgunluk arttıkça hayata ve ilişkilere başka pencerelerden bakmaya başlarsınız. bu nedenle de yükselmenize ve bunu farketmenize karşın, hayata giderek daha alt pencerelerden bakmayı denemeye başlarsınız! burada devreye gururunuz girer. tıpkı; bir fakire, aslında kendinizin güçlü olduğunu kendinize ispatlamak için sadaka vermeniz gibi, yükseldikçe daha alt pencerelerden de hayata bakabildiğinizi kendinize göstermek, kısacası tevazunuzun artması sizi mutlu eder. alçakgönüllülük pekçoğunuz için gurur verici bir şeydir, bir erdemdir. buna sahip olan bununla gurur duyar. işte bu noktada egonuz kontrolü ele geçirir ve sırf o gururu daha çok yaşamak için tevazunun dozunu abartırsa, bu kez kendinizi gerçekten aşağı görmeye, kendi gelişiminize karşı körleşmeye başlarsınız!
- anladım sanırım. eğer otomobilimle giderken 90'la gidiyorsam bu sıradan bir durumdur. ama olgunlaşıp daha fazla bilgi edindikçe hızım artar. 170'le giderken, aslında daha ne kadar gelişebileceğimi ve 90'la giderken büyük bir gelişme gibi görünen 170 rakamının ne kadar önemsiz olduğunu anlarım. bu durumda artık 170'le gitmek övünülecek birşey değildir. bu kez de 170'le gitmeyi övünülecek birşey olarak görmeyecek kadar olgunlaşmış olmakla övünmeye başlarım. yani kendi tevazumla övünürüm.
- ve?
- egolarım bu kendi tevazumla övünmeyi artırınca, aslında yüksek bir hız olan 170'i önemsememeye başlarım!
- tehlikeli olduğunu görüyor musun?
- evet! yüksek bir hızdayım ama gurur verici tevazum yüzünden yüksek hızda değilmişim gibi davranıyorum!..
- o yüzden artık egonun bu konudaki baskısından kurtul ve kaçla gittiğinin farkına var. bu hızda sorumluluğun çok fazla. ve hız arttıkça sorumluluk da artmaya devam edecek!
- öğrendikçe, öğrenilmesi gerekenler de artıyor!
- ama öğrendikçe öğrenme hızın da artıyor ;) daha çok bilgi ve güç, daha çok sorumluluktur. işte bu yüzden bu noktadasın! bu gece güzel biriş çıkarttın :)
- teşekkür ederim. bu gece orada olduğum ve olduğun için...
17 Kasım 2008 Pazartesi
15 Kasım 2008 Cumartesi
tanrıyla yakın sohbetlerden alıntılar - 18
- şimdi ne yapmam gerekiyor? sana gerçekten ihtiyacım var, sinirlerim bozuk ve kendimi kötü hissediyorum. insanlar hakkında kötü niyetli ve olumsuz düşünmeye alışık değilim, ama bu kişi hakkında başka türlü düşünme şansım kalmadı!
- unut!
- izlediklerim keyif vermiyor. hiçbir şeye odaklanamıyorum şu an! canım sıkkın...
- kendine haksızlık etme. sana bunu yapmaya çalıştığını düşünüyorsun değil mi?
- evet
- kendini rahat bırak. kibar ya da olgun davranmak zorunda değilsin. sadece insansın ve öfke en doğal tepkilerinden biri. bu öfkeyi yumuşak ve usturuplu bir şekilde dışarı çıkarman gerekiyor. sert olursan tepkisi de sert olur, çıkarmazsan sana zarar verir... ama insan olduğunu ve her zaman mükemmel davranamayacağını unutma! zaten o da bu yüzden o tepkiyi verdi...
- onu anlamamı mı bekliyorsun?
- neden bu kadar saldırgan ve yaralayıcı konuştuğunu, seni neden aşağılamaya çalıştığını biliyorsun değil mi? annenin sana o kişi hakkında söylediklerini hatırla... kendi gözlemlerini, başkalarından onun hakkında duyduklarını. hiç bir tutarsızlık var mı, farklı kaynaklarda gelen bilgiler arasında?
- hayır yok!
- o halde?
- yine de bu yazıyı yazdıranın sen olduğundan emin değilim. bu konuşmayı gerçekten seninle yaptığmdan emin değilim.
- neden?
- çünkü öfkeliyim ve seni duyamayacak kadar yüksek sesle bağırıyorum içimden bu terbiyesiz "....."e!
- bu çok sert oldu gerçekten!
- evet! hakettiğine inanmadığım hiç birşey söylemiyorum, kimse hakkında... bu konudaki hassasiyetimi bilirsin!
- yine de öfkeni bu kadar bileyleme! güzel bir uyku çekip dinlendiğinde kendini daha iyi hissedeceksin...
- uyuyabilirsem
- bunu yapmasına izin vermemelisin.
- çok kırgın, öfkeli ve gerginim. bu şartlar altında mantıklı ya da kontrollü davranmamı mı bekliyorsun?
- asıl bu şartlarda bunu yapman gerek. sakin ve dinginken, işler temiz bir şekilde ilerlerken mantıklı olmak, akılcı ve kontrollü davranmak kolaydır. şu an bir kriz durumundasın, ve asıl şu an ihtiyacın var mantığına ve kontrole! bu senin şu an geçmek zorunda olduğun bir sınav. ben bu sınavın büyüklüğünü ve onu geçmeye ne uzaklıkta olduğunu biliyorum. inan o kadar da zor değil...
- ben bilmiyorum ama!
- senin kendi cümlelerin: "taş kadar sert olursan kırılırsın, çelik kadar esnek olursan, herşey bittiğinde eski haline dönersin"
- şu an o çeliği onun gö...
- hişşt! tamam... bana odaklan. ona değil. şu an ihtiyacın olan benim, bana odaklanman gerekiyor. tabi rahatlamayı gerçekten istiyorsan. yazdığın mail bence yeterli, kararında! haddini bildirecek kadar sert, onun seviyesine inmeyecek kadar düzeyli.
- şu an, hala, kiminle konuştuğumdan emin değilim.
- senin tarafından olmam mı tuhaf?
- tuhaf değil, belki gerçekten haklıyım. ama kırgınlık ve öfkenin yarattığı gürültüde, duyduğum gerçekten sen misin emin olamıyorum.
- neden konuşmaya başladın birden?
- öfkeli olduğum için. hıncımı alamadım. seninle konuşmanın iyi olacağını düşündüm.
- peki sence ben, seninle arama başka bir şeyin girmesine izin vermiş olabilir miyim? hele ki sen bana ihtiyacın olduğunu bu kadar açık söylemişken?
- bilmiyorum. daha önce de sana çok ihtiyacımın olduğu pek çok durumda beni yalnız bıraktın. şu anda da, kendi kontrolümü elime almayı öğrenmem, öfkemi kontrol edebilme yetimi geliştirmem için kasten yalnız bırakılmış olabilirim. hayatımın şu evresinde, bütün bu olaylar neye hizmet ediyor, bunu anlayamıyorum... bir kaç aydır huzurlu ve rahattım, şimdi ne gereği vardı da herşey yeniden başa döndü?
- hiç birşeybaşa dönmedi! yeni bir aşama bu. olması gerekenler bazen çok acı vererek ya da bütün huzurunu yok ederek gerçekleşir, eğer başka yolu yoksa. şu an öyle bir noktadasın! normalde bunu sana söylemezdim ama, görüyorum ki; öfke seni epey hırpalamış. en basit ve her daim farkında olduğun bir gerçeği bile göremiyorsun şu an!
- bilmiyorum. bu gerçekten sensen, ki bundan emin olmayı çok isterdim...
- evet?
- keşke emin olabilseydim.
- hadi ama! odaklan... seninle benim aramda sadece senin beynin olabilir, o da sen izin verirsen...
- tamam işte, ondan bahsediyorum zaten. öfke yüzünden kendi beynim sen zannediyor olabilirim. tabi bu durumda bu cümle de manasız oluyor. eğer kendi beynimle konuşuyorsam, onu sen zannettiğimi nerden bileceğim ki? bilmiyorum, çok karışık!
- sakinleş... gözlerini kapa. bana odaklan. sana huzur vereceğim. ihtiyacın olan huzuru. lütfen bana odaklan.
- deneyelim...
- unut!
- izlediklerim keyif vermiyor. hiçbir şeye odaklanamıyorum şu an! canım sıkkın...
- kendine haksızlık etme. sana bunu yapmaya çalıştığını düşünüyorsun değil mi?
- evet
- kendini rahat bırak. kibar ya da olgun davranmak zorunda değilsin. sadece insansın ve öfke en doğal tepkilerinden biri. bu öfkeyi yumuşak ve usturuplu bir şekilde dışarı çıkarman gerekiyor. sert olursan tepkisi de sert olur, çıkarmazsan sana zarar verir... ama insan olduğunu ve her zaman mükemmel davranamayacağını unutma! zaten o da bu yüzden o tepkiyi verdi...
- onu anlamamı mı bekliyorsun?
- neden bu kadar saldırgan ve yaralayıcı konuştuğunu, seni neden aşağılamaya çalıştığını biliyorsun değil mi? annenin sana o kişi hakkında söylediklerini hatırla... kendi gözlemlerini, başkalarından onun hakkında duyduklarını. hiç bir tutarsızlık var mı, farklı kaynaklarda gelen bilgiler arasında?
- hayır yok!
- o halde?
- yine de bu yazıyı yazdıranın sen olduğundan emin değilim. bu konuşmayı gerçekten seninle yaptığmdan emin değilim.
- neden?
- çünkü öfkeliyim ve seni duyamayacak kadar yüksek sesle bağırıyorum içimden bu terbiyesiz "....."e!
- bu çok sert oldu gerçekten!
- evet! hakettiğine inanmadığım hiç birşey söylemiyorum, kimse hakkında... bu konudaki hassasiyetimi bilirsin!
- yine de öfkeni bu kadar bileyleme! güzel bir uyku çekip dinlendiğinde kendini daha iyi hissedeceksin...
- uyuyabilirsem
- bunu yapmasına izin vermemelisin.
- çok kırgın, öfkeli ve gerginim. bu şartlar altında mantıklı ya da kontrollü davranmamı mı bekliyorsun?
- asıl bu şartlarda bunu yapman gerek. sakin ve dinginken, işler temiz bir şekilde ilerlerken mantıklı olmak, akılcı ve kontrollü davranmak kolaydır. şu an bir kriz durumundasın, ve asıl şu an ihtiyacın var mantığına ve kontrole! bu senin şu an geçmek zorunda olduğun bir sınav. ben bu sınavın büyüklüğünü ve onu geçmeye ne uzaklıkta olduğunu biliyorum. inan o kadar da zor değil...
- ben bilmiyorum ama!
- senin kendi cümlelerin: "taş kadar sert olursan kırılırsın, çelik kadar esnek olursan, herşey bittiğinde eski haline dönersin"
- şu an o çeliği onun gö...
- hişşt! tamam... bana odaklan. ona değil. şu an ihtiyacın olan benim, bana odaklanman gerekiyor. tabi rahatlamayı gerçekten istiyorsan. yazdığın mail bence yeterli, kararında! haddini bildirecek kadar sert, onun seviyesine inmeyecek kadar düzeyli.
- şu an, hala, kiminle konuştuğumdan emin değilim.
- senin tarafından olmam mı tuhaf?
- tuhaf değil, belki gerçekten haklıyım. ama kırgınlık ve öfkenin yarattığı gürültüde, duyduğum gerçekten sen misin emin olamıyorum.
- neden konuşmaya başladın birden?
- öfkeli olduğum için. hıncımı alamadım. seninle konuşmanın iyi olacağını düşündüm.
- peki sence ben, seninle arama başka bir şeyin girmesine izin vermiş olabilir miyim? hele ki sen bana ihtiyacın olduğunu bu kadar açık söylemişken?
- bilmiyorum. daha önce de sana çok ihtiyacımın olduğu pek çok durumda beni yalnız bıraktın. şu anda da, kendi kontrolümü elime almayı öğrenmem, öfkemi kontrol edebilme yetimi geliştirmem için kasten yalnız bırakılmış olabilirim. hayatımın şu evresinde, bütün bu olaylar neye hizmet ediyor, bunu anlayamıyorum... bir kaç aydır huzurlu ve rahattım, şimdi ne gereği vardı da herşey yeniden başa döndü?
- hiç birşeybaşa dönmedi! yeni bir aşama bu. olması gerekenler bazen çok acı vererek ya da bütün huzurunu yok ederek gerçekleşir, eğer başka yolu yoksa. şu an öyle bir noktadasın! normalde bunu sana söylemezdim ama, görüyorum ki; öfke seni epey hırpalamış. en basit ve her daim farkında olduğun bir gerçeği bile göremiyorsun şu an!
- bilmiyorum. bu gerçekten sensen, ki bundan emin olmayı çok isterdim...
- evet?
- keşke emin olabilseydim.
- hadi ama! odaklan... seninle benim aramda sadece senin beynin olabilir, o da sen izin verirsen...
- tamam işte, ondan bahsediyorum zaten. öfke yüzünden kendi beynim sen zannediyor olabilirim. tabi bu durumda bu cümle de manasız oluyor. eğer kendi beynimle konuşuyorsam, onu sen zannettiğimi nerden bileceğim ki? bilmiyorum, çok karışık!
- sakinleş... gözlerini kapa. bana odaklan. sana huzur vereceğim. ihtiyacın olan huzuru. lütfen bana odaklan.
- deneyelim...
tanrıyla yakın sohbetlerden alıntılar - 17
- konuşmamız gerek!
- biliyorum...
- tereddütteyim.
- abartılı, haksız ve beklediğin gibi savunma değil saldırı!
- haklı yönleri var
- haksız yönler o kadar fazla ki, haklı kısımları da silip süpürüyor.
- yine de haklı yönlerini hala okuyabiliyorum.
- tepkin iyiydi... ilk başta yazdıklarını yazmaya ve dalga geçmeye gerçekten hakkın vardı! ama bunu yapmadın...
- bunu yapacak birisi olmadığımı biliyorsun.
- biliyorum. bu nedenle kendini şu an olduğundan çok daha iyi hissetmelisin!
- ben şu an hortum meselesine taklılmış durumdayım. haklı ve doğru bir benzetme. gerçi benzetmenin kaynağı da o değil, bu benzetmeyi yapmasını bekleyebileceğim biri... aklımdan çok fazla şey geçiyor. gürültü yaratıp kendini aradan sıyırmaya çalışıyor, böyle hissediyorum, hatta bundan eminim.
- öfkelisin.
- ister istemez. biri beni birşeyle suçladığında ya da eleştirdiğinde kendimi savunurum, yaptıklarıma ya da yapmadıklarıma haklı gerekçeler ararım, karşımdakine saldırıp laf kalabalığı yaratarak işin içinden sıyrılmaya bakmam ben.
- o bunu yapıyor değil mi?
- yapmıyor mu?
- ...
- bütün haksız yakıştırmaları ve zırvalamalarını bir kenara bırakırsak, ki bıraktım zaten; bu yüzden ona cevap bile vermedim, bu basınç sorununda bir arpa boyu yol katedemediğimi görüyorum.
- çok yol katettin...
- belki de seninle konuşmak için yanlış zamanlama... şu an öfkeliyim ve söyleyeceğim herşeye onay arayacağım. kendimi temize çıkarmam gerek!
- C'yi bu yüzden aradın. kendini gerçekten kötü hissettiğin için...
- evet. ve hala da çok iyi hissetmiyorum...
- biraz zamana bırak, dinlen, kendi projelerine ve yapmak istediklerine odaklan. herşey kendiliğinden hallolacak, sakin ol. son zamanlarda dinginliğin yeniden azalmaya başladı, farkındasın sen de. çünkü kanalize olmuş bir halde ferhat'la yapacağın projeyle uğraşırken, bir anda projeyi askıya alıp boşa çıktın. yapacak bir şeyin kalmayınca enerjin yine kontrol edebileceğinin üzerine çıktı. ya o projeye geri dön, ya da C ile konuştuğunuz tarzda bir proje için yoğunlaşmaya çalış!
- bilmiyorum.
- bilme... sadece yap! sakinleş ve huzura geri dön... senin için kötü birşey olayacak bunu biliyorsun. liman belli, oraya doğru gitmeye devam ediyorsun. aklını boş ve temiz tut olabildiğince. şimdilik bu kadar.
- sana ihtiyacım var şu an... çok!
- çık hadi dışarı, aklından geçeni yap!
- bilmiyorum...
- biliyorum...
- tereddütteyim.
- abartılı, haksız ve beklediğin gibi savunma değil saldırı!
- haklı yönleri var
- haksız yönler o kadar fazla ki, haklı kısımları da silip süpürüyor.
- yine de haklı yönlerini hala okuyabiliyorum.
- tepkin iyiydi... ilk başta yazdıklarını yazmaya ve dalga geçmeye gerçekten hakkın vardı! ama bunu yapmadın...
- bunu yapacak birisi olmadığımı biliyorsun.
- biliyorum. bu nedenle kendini şu an olduğundan çok daha iyi hissetmelisin!
- ben şu an hortum meselesine taklılmış durumdayım. haklı ve doğru bir benzetme. gerçi benzetmenin kaynağı da o değil, bu benzetmeyi yapmasını bekleyebileceğim biri... aklımdan çok fazla şey geçiyor. gürültü yaratıp kendini aradan sıyırmaya çalışıyor, böyle hissediyorum, hatta bundan eminim.
- öfkelisin.
- ister istemez. biri beni birşeyle suçladığında ya da eleştirdiğinde kendimi savunurum, yaptıklarıma ya da yapmadıklarıma haklı gerekçeler ararım, karşımdakine saldırıp laf kalabalığı yaratarak işin içinden sıyrılmaya bakmam ben.
- o bunu yapıyor değil mi?
- yapmıyor mu?
- ...
- bütün haksız yakıştırmaları ve zırvalamalarını bir kenara bırakırsak, ki bıraktım zaten; bu yüzden ona cevap bile vermedim, bu basınç sorununda bir arpa boyu yol katedemediğimi görüyorum.
- çok yol katettin...
- belki de seninle konuşmak için yanlış zamanlama... şu an öfkeliyim ve söyleyeceğim herşeye onay arayacağım. kendimi temize çıkarmam gerek!
- C'yi bu yüzden aradın. kendini gerçekten kötü hissettiğin için...
- evet. ve hala da çok iyi hissetmiyorum...
- biraz zamana bırak, dinlen, kendi projelerine ve yapmak istediklerine odaklan. herşey kendiliğinden hallolacak, sakin ol. son zamanlarda dinginliğin yeniden azalmaya başladı, farkındasın sen de. çünkü kanalize olmuş bir halde ferhat'la yapacağın projeyle uğraşırken, bir anda projeyi askıya alıp boşa çıktın. yapacak bir şeyin kalmayınca enerjin yine kontrol edebileceğinin üzerine çıktı. ya o projeye geri dön, ya da C ile konuştuğunuz tarzda bir proje için yoğunlaşmaya çalış!
- bilmiyorum.
- bilme... sadece yap! sakinleş ve huzura geri dön... senin için kötü birşey olayacak bunu biliyorsun. liman belli, oraya doğru gitmeye devam ediyorsun. aklını boş ve temiz tut olabildiğince. şimdilik bu kadar.
- sana ihtiyacım var şu an... çok!
- çık hadi dışarı, aklından geçeni yap!
- bilmiyorum...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)