17 Kasım 2008 Pazartesi

tanrıyla yakın sohbetlerden alıntılar - 19

- merhaba
- gel bakalım :)
- geleceğimi biliyordum tabi ki de.
- evet!
- şu anki huzurumu ve rahatlığımı seninle paylaşmak istedim. gerçi sen zaten bunu biliyorsun ama ben seninle bunu konuşmak istiyorum. belki bu konuda henüz bilmediğim bazı özel açılımlar vardır.
- huzurunun temel nedeni, vicdanen temiz olman.
- bir trafik kazası yaptığımda, bu kazada temel kusurlunun ben olmadığımı ve hatta aslında bütünüyle suçsuz olduğumu biliyordum. ama yine de, polis tutanaklarında karşı tarafın %100 kusurlu görüldüğünü öğrendiğim an büyük bir rahatlama hissettim.
- her ne kadar kurallardan ve toplumsal alışkanlıklardan uzak da yaşasan, sonuçta toplumla sırf inat uğruna zıtlaşan, farklı olmak adına toplumsal değerleri yıkamaya çalışan biri değilsin.
- evet! iyi niyetle ve kimseye saygısızlık etmeden doğru bildiğim yolda yürümeye çalışıyorum. kendim için doğru olduğunu bildiğim yol standartların çok dışında olduğundan, sıklıkla, insanlarla çatışıyorum. ama bunlarda amaç insanlarla çatışmak değil, sadece benim onların yollarına saygı gösterdiğim kadar bana saygı gösterilmesini istiyorum. herkes yanlış yaptığını düşündüğü insana, kendince doğru olanı gösterme hakkına sahiptir. ama gösterilen de aynı şekilde kendi doğrusu savunma ve o doğruda ısrar etme hakkına sahip olmalı.
- işte bu nedenle, birileri senin davranışını onayladığında -normalde, onaylanmışlardan uzak kalmaya alışmış olmana rağmen- kendini iyi hissedersin. çünkü senin konumundaki bir insan için, onaylanmak; aykırı ya da kimi zaman anarşist tavrının arkasında, saf ve temiz bir iyi niyet olduğunun, herhangi bir art niyet gütmediğinin anlaşılmış olması demek. ki senin için en temel değerlerden biri bu: iyi niyetli olmak. senin görevin iyi olmak değil, iyi niyetli olmak ve iyi olmaya çalışmak, başarmak değil elinden geleni yapmak, mükemmel olmak değil bunun için çaba harcamak. onlaylandığında, karşındakinin sende art niyet aramadığını anlıyorsun, ve bu senin gibiler için çok önemlidir.
- sanırım evet.
- sen sanmaya devam et :) sana bunu ben söylüyorum, sanmaktan bahsediyorsun.
- dün de söylediğim gibi, henüz herşeyi çok net ve temiz gördüğümü, mükemmeliyete eriştiğimi hiç sanmıyorum. ve bütün konuşmalarda ilk kez, konuşmakta olduğum kişinin tanrı olduğundan şüpheliyim.
- işte bu da senin zayıf noktan!
- zayıf mı?
- kendinde kusur aramak, kendini eksik görmeye çalışmak! tevazunun aşırı boyutta olanı... yıllarca tevazudan uzak kalan benliğini terbiye etmek için bu kez de abartılı bir tevazu yaratıyorsun! mükemmel değilsin evet, zaten kendinden bunu beklememen gerektiğini de bilecek kadar kafan çalışıyor!
- şu halde kendimi neden rahat bırakmıyorum?
- burada bir paradoks var!
- mükemmele yaklaştıkça tevazu artıyor... ve tevazu arttıkça mükemmel uzaklaşıyor!
- kabaca evet! aslında mükemmel uzaklaşmıyor. mükemmele yaklaştıkça artan tevazu yüzünden, gittikçe artan bir hızla kendini mükemmele daha uzak görmeye başlıyorsun.
- bunu anladım ama nasıl anlatacağımı tam bilemedim... şimdi ben gittikçe olgunlaşıp geliştikçe, bütün temel felsefelerde olduğu gibi, alçakgönüllülük esas olmaya başlıyor. yani basamakları tırmanıp yükseldikçe, mükemmel anlayışım da benimle birlikte tırmanıyor. bu arada, giderek artan tevazu yüzünden ben kendimi olduğum basamaktan daha aşağıda görmeye başlıyorum. ben 3 basamak çıktığımda, yeni öğrendiklerimin ışığında mükemmel anlayışım da 3 basamak daha yükselmiş oluyor. ancak bu 3 basamağı tırmandığımda edindiğim olgunluk ve alçakgönüllülük, kendimi hiç yükselmemiş gibi değerlendirmemi sağlıyor.
- tam olarak değil, yükseldiğinin sen de farkındasın! ama olgunluk arttıkça hayata ve ilişkilere başka pencerelerden bakmaya başlarsınız. bu nedenle de yükselmenize ve bunu farketmenize karşın, hayata giderek daha alt pencerelerden bakmayı denemeye başlarsınız! burada devreye gururunuz girer. tıpkı; bir fakire, aslında kendinizin güçlü olduğunu kendinize ispatlamak için sadaka vermeniz gibi, yükseldikçe daha alt pencerelerden de hayata bakabildiğinizi kendinize göstermek, kısacası tevazunuzun artması sizi mutlu eder. alçakgönüllülük pekçoğunuz için gurur verici bir şeydir, bir erdemdir. buna sahip olan bununla gurur duyar. işte bu noktada egonuz kontrolü ele geçirir ve sırf o gururu daha çok yaşamak için tevazunun dozunu abartırsa, bu kez kendinizi gerçekten aşağı görmeye, kendi gelişiminize karşı körleşmeye başlarsınız!
- anladım sanırım. eğer otomobilimle giderken 90'la gidiyorsam bu sıradan bir durumdur. ama olgunlaşıp daha fazla bilgi edindikçe hızım artar. 170'le giderken, aslında daha ne kadar gelişebileceğimi ve 90'la giderken büyük bir gelişme gibi görünen 170 rakamının ne kadar önemsiz olduğunu anlarım. bu durumda artık 170'le gitmek övünülecek birşey değildir. bu kez de 170'le gitmeyi övünülecek birşey olarak görmeyecek kadar olgunlaşmış olmakla övünmeye başlarım. yani kendi tevazumla övünürüm.
- ve?
- egolarım bu kendi tevazumla övünmeyi artırınca, aslında yüksek bir hız olan 170'i önemsememeye başlarım!
- tehlikeli olduğunu görüyor musun?
- evet! yüksek bir hızdayım ama gurur verici tevazum yüzünden yüksek hızda değilmişim gibi davranıyorum!..
- o yüzden artık egonun bu konudaki baskısından kurtul ve kaçla gittiğinin farkına var. bu hızda sorumluluğun çok fazla. ve hız arttıkça sorumluluk da artmaya devam edecek!
- öğrendikçe, öğrenilmesi gerekenler de artıyor!
- ama öğrendikçe öğrenme hızın da artıyor ;) daha çok bilgi ve güç, daha çok sorumluluktur. işte bu yüzden bu noktadasın! bu gece güzel biriş çıkarttın :)
- teşekkür ederim. bu gece orada olduğum ve olduğun için...