- başladın anlamaya.
- henüz değil. çok küçük kırıntılar halinde birşeyler gidip geliyor aklıma, ama net bir sonuç oluşturmuyor...
- zaman ;)
- dün gece hakkında konuşmak istiyorum.
- biliyorum
- tabi ki, sen tanrısın. zaten bilmen gerekir.
- senin için önemli bir gelişme bu.
- farkındayım. neden bilmiyorum, bunu bir şekilde fazla yaymak istemiyorum. çok uzağımdaki bazı insanların bilmesinde bir sakınca görmüyorum, ancak yakın çevrem bilmese sanki daha iyi olacakmış gibi geliyor.
- çünkü burada asıl mesele katılacağın şyin içeriği değil, oraya katılmış olmak. her türlü baskıdan uzakta, kimse sana birşey sormadan sessiz sedasız gelişimini sürdürmek derdindesin. bu da çok normal.
- bu arada, şu aşk meşk mevzuyla ilgili birşeyler hatırladım.
- çeneni kapalı tutmak konusu. bunu hatırlamana sevindim.
- neden bilmiyorum, uzun bir konuşma olacağını düşünmüştüm ama kısa sürdü. daha fazla konuşmaya gerek görmüyorum.
- zaten gerek de yok ;) basit bir dersi anlamışsın, unuttuğun bir kuralı hatırlamışsın ve şu an açıklamanın ya da insanlara anlatmanın gerçekten de doğru olmadığı bir girişimini saklamayı akıl etmişsin ;) daha fazlası zaten olayı konuşmana ve açık etmene sebep olabilir.
- peki iyi miyim ben?
- sen ne hissediyorsun?
- tam değil. ama güçlü bir "geri dönüş" hissi var içimde.
- zaman ;)
30 Kasım 2009 Pazartesi
8 Kasım 2009 Pazar
tanrıyla yakın sohbetlerden alıntılar - 35
- yine "kırıcı" bir dönemdeyiz sanırım...
- herşeye saldırmaya başladın, biraz sakinleşmen gerek!
- bunu ben de anlayabiliyorum, ama bunun benim için ne kadar zor olduğunu bilmiyormuş gibisin. çok heveslendiğim, 1.5 yıl aradan sonra gerçekten müthiş şekilde yükseldiğim bir aşk hikayesiniden daha yeni, mağlup olarak çıktım! canım yanıyor ve bu da beni saldırgan yapıyor ister istemez...
- biliyorsun, canının yanması bitene dek, sakin ve sağlıklı bir ruh haline kavuşana dek yeni bir ilişki ya da yakınlaşma sana daha çok zarar verir.
- çok güzel, o zaman keşke beni bu kadar hırçınlaştıracak sonuçlara giden şeyler yapmasaydın! bile bile yani...
- sonuna kadar gitmeyi sen istedin. "ne olacaksa olsun, ben yaşayarak görmek istiyorum" demedin mi?
- bundan ne kastettiğimi sen benden daha iyi biliyorsun! ben ilişkiden bahsettim. yani bir ilişki başlayacak ama sonuçta bu ilişki kötü bir şekilde bitip hüsran olacaksa dahi o ilişkiyi yaşamak istiyorum dedim. ne dediğimi ve ne zaman dediğimi gayet iyi hatırlıyorum ben!
- yine kızgın ve hırçınsın.
- hayata tutunmak için bir ev fikrinden, iyi bir işten ya da müzikten daha fazlasına ihtiyacım var. gerçekten doyurucu ve ayaklarımı yerden kesecek bir aşk ilişkisi istiyorum ben...
- bunun için erken değil mi?
- neden erken olsun ki? ha "bunun için erken" diyorsan, daha önümde zaman olduğunu garanti ediyorsun o zaman? henüz değil, daha sonra vereceğim diyorsun... demek ki daha sonrası var benim için. en azından şimdilik planın bu. tabi planların sabitse. bunu da bilmiyorum...
- acelen neden?
- çünkü duygusallığımı, romantik yönümü, tutkulu taraflarımı yaşayabileceğim bir ilişki istiyorum. fırlama piç yönümü sahnede yaşıyorum yeterince. hatta günlük hayatta da öyle... insanları güldüren, sürekli fırlamalıklar yapan serseri adamken eğleniyorum. böylece zekamı ve hazırcevaplığımı, enerjikliğimi ve neşeliliğimi yaşayabiliyorum. bir işe başladım, bu iş hayatıma yeni bir düzen getirdi. sabahları erken kalkıyorum, gün içinde planlı ve disiplinli bir şekilde çalışıyorum; kendimi çok daha sağlıklı hissettiğim gibi, "işe yarama" psikolojisi de bana iyi geliyor. evde boş boş oturmak yerine, yaratıcılığımı ve zekamı dökebileceğim birişle meşgul olmak iyi hissettiriyor. disiplinli, çalışkan, yaratıcı ve azimli taraflarımı bu iş sayesinde yaşamaya başladım. dahası bir ev almak niyetindeyim artık. 2010 yılı için hedefim kendime minicik de olsa bir ev alıp oraya yerleşmek ve artık "maddi zorunluluk" nedeniyle benimsemek zorunda kaldığım -ama asla onuruma yediremediğim- bu sığıntı yaşam biçimden kurtulmak! bu hedef işime daha sıkı sarılmamı, daha azimli çalışmamı sağlıyor. sıkılır gibi olduğumda, vazgeçecek gibi olduğumda anında ev almak istediğimi hatırlıyorum ve bu da beni yeniden ayağa kaldırıp devam etmemi sağlıyor...
- ve bunlar yeterli değil?
- hayır değil... zira gayet iyi bildiğin gibi aşırı derecede duygusal ve kırılgan bir insanım. duygusallığımı da yaşamaya ihtiyacım var. sıradan, rastgele ilişkileri sevmediğimi de biliyorsun. hoşlandığım biriyle değil, gerçekten aşık olduğum -ve bana aşık- biriyle bir sevgililik ilişkisi benim istediğim. işs gelip giderken onun için çalıştığımı hissedeceğim, gece yatağa yattığımda "tanrım benim bir sevgilim var" diyerek mutlulukla gülümseyeceğim, sabah kalkar kalkmaz gözümün önüne gelecek, tıpkı GB ile yaşadığım türden ayaklarımı yerden kesecek bir aşk ilişkisi. yaşım ilerliyor, yaşlanmakla ilgili bir sıkıntım yok, ama sanırım artık baba olma isteği artıyor bende. ve bunca ilişki ve aşk deneyiminden sonra sıradan ve ortalama bir ilişki ya da kadına burun kıvırmak kaçınılmaz. bu bir ukalalık değil, bunu sen de biliyorsun. artık bunun "başlangıç"ını yapmam gerek bence. hemen yarın baba olmak değil niyetim. ama kızımın annesiyle şimdi tanışsam, zaten evlenip baba olana kadar en az 2 yıl geçecek... e daha fazla geç kalmasam? hem bu hayal ve motivasyonla her şekilde daha başarılı ve mutlu bir insan olacağımı sanıyorum...
- ya sana çok özel bir şey hazırlıyorsam ve bunun için senin biraz zaman ihtiyacın varsa? mesela asla yanlış yapmaman gereken bir şey seni bekliyorsa ve şu an onu sana verirsem hata yapacağını görüyorsam?
- bunu söyleyeceğini biliyordum. tabi ki de bunu sadece sen bilebilirsin. benim senden istediğim bana herşeyi benim istediğim anda vermen değil. doğru zamanı sen biliyorsun ve kesinlikle sen tamam dediğinde ver. benim senden istediğim; insan olmamı ve kırılganlığımı gözönünde bulundurarak bu bekleyişleri ya da ertelemeleri benim için daha çekilir hale getirmen... sen herşeyi bildiğin için beklemen kolay. ama ben neyi beklediğimi, ya da beklediğimin gelip gelmeyeceğini bile bilmiyorum... beni anlıyor musun? çok zor benim için.
- bekleyeceksin. yapabileceğin başka bir şey olmadığına göre ;)
- işte bu tavır beni üzüyor. eğer ben üzüldüğümde sen de üzülüyorsan o zaman şu an nasıl bu kadar ketum olabiliyorsun?
- kedini çok seviyorsun değil mi?
- evet
- apartmana girdiği zaman onu azarlıyorsun, hatta bazen hafif hafif vuruyorsun bir daha girmesin diye...
- evet, çünkü apartmandaki komşular, kedimin paspaslarına işediğini söylüyor. eğer kedi apartmana girerse komşulardan biri kedime zarar verebilir.
- daha büyük bir zarar görmemesi için, örneğin herhangi bir komşunun şiddetine maruz kalmaması için sen ona hafif şiddet uygulayarak korkutuyorsun ve apartmana girmesini engelliyorsun. işte benim yaptığım da bu! seni hafif yollu hırpalamak zorundayım, sanma ki bu hoşuma gidiyor. şu an içindeki kırgınlığı ve hüznü görmek beni üzüyor, seni ben yarattım ve sendeki her sanıcıyı, her hüznü birebir hissediyorum. ama seni durdurmanın tek yolu bazen bu!
- az daha keşke diyecektin; tanrı keşke der mi?
- demez... ama nedense az daha diyecektim evet...
- yardımına ihtiyacım var. sana şu an çok ihtiyacım var. işte, müzikte, hayatta... planlarımı gerçekleştirmem için bana yardım et, ve şu sancıyı daha hızlı atlatmamı sağla. lütfen! hala anlamadığım, amacını hala çözemediğim bu insafsız ders bitsin artık :(((
- :(((
- herşeye saldırmaya başladın, biraz sakinleşmen gerek!
- bunu ben de anlayabiliyorum, ama bunun benim için ne kadar zor olduğunu bilmiyormuş gibisin. çok heveslendiğim, 1.5 yıl aradan sonra gerçekten müthiş şekilde yükseldiğim bir aşk hikayesiniden daha yeni, mağlup olarak çıktım! canım yanıyor ve bu da beni saldırgan yapıyor ister istemez...
- biliyorsun, canının yanması bitene dek, sakin ve sağlıklı bir ruh haline kavuşana dek yeni bir ilişki ya da yakınlaşma sana daha çok zarar verir.
- çok güzel, o zaman keşke beni bu kadar hırçınlaştıracak sonuçlara giden şeyler yapmasaydın! bile bile yani...
- sonuna kadar gitmeyi sen istedin. "ne olacaksa olsun, ben yaşayarak görmek istiyorum" demedin mi?
- bundan ne kastettiğimi sen benden daha iyi biliyorsun! ben ilişkiden bahsettim. yani bir ilişki başlayacak ama sonuçta bu ilişki kötü bir şekilde bitip hüsran olacaksa dahi o ilişkiyi yaşamak istiyorum dedim. ne dediğimi ve ne zaman dediğimi gayet iyi hatırlıyorum ben!
- yine kızgın ve hırçınsın.
- hayata tutunmak için bir ev fikrinden, iyi bir işten ya da müzikten daha fazlasına ihtiyacım var. gerçekten doyurucu ve ayaklarımı yerden kesecek bir aşk ilişkisi istiyorum ben...
- bunun için erken değil mi?
- neden erken olsun ki? ha "bunun için erken" diyorsan, daha önümde zaman olduğunu garanti ediyorsun o zaman? henüz değil, daha sonra vereceğim diyorsun... demek ki daha sonrası var benim için. en azından şimdilik planın bu. tabi planların sabitse. bunu da bilmiyorum...
- acelen neden?
- çünkü duygusallığımı, romantik yönümü, tutkulu taraflarımı yaşayabileceğim bir ilişki istiyorum. fırlama piç yönümü sahnede yaşıyorum yeterince. hatta günlük hayatta da öyle... insanları güldüren, sürekli fırlamalıklar yapan serseri adamken eğleniyorum. böylece zekamı ve hazırcevaplığımı, enerjikliğimi ve neşeliliğimi yaşayabiliyorum. bir işe başladım, bu iş hayatıma yeni bir düzen getirdi. sabahları erken kalkıyorum, gün içinde planlı ve disiplinli bir şekilde çalışıyorum; kendimi çok daha sağlıklı hissettiğim gibi, "işe yarama" psikolojisi de bana iyi geliyor. evde boş boş oturmak yerine, yaratıcılığımı ve zekamı dökebileceğim birişle meşgul olmak iyi hissettiriyor. disiplinli, çalışkan, yaratıcı ve azimli taraflarımı bu iş sayesinde yaşamaya başladım. dahası bir ev almak niyetindeyim artık. 2010 yılı için hedefim kendime minicik de olsa bir ev alıp oraya yerleşmek ve artık "maddi zorunluluk" nedeniyle benimsemek zorunda kaldığım -ama asla onuruma yediremediğim- bu sığıntı yaşam biçimden kurtulmak! bu hedef işime daha sıkı sarılmamı, daha azimli çalışmamı sağlıyor. sıkılır gibi olduğumda, vazgeçecek gibi olduğumda anında ev almak istediğimi hatırlıyorum ve bu da beni yeniden ayağa kaldırıp devam etmemi sağlıyor...
- ve bunlar yeterli değil?
- hayır değil... zira gayet iyi bildiğin gibi aşırı derecede duygusal ve kırılgan bir insanım. duygusallığımı da yaşamaya ihtiyacım var. sıradan, rastgele ilişkileri sevmediğimi de biliyorsun. hoşlandığım biriyle değil, gerçekten aşık olduğum -ve bana aşık- biriyle bir sevgililik ilişkisi benim istediğim. işs gelip giderken onun için çalıştığımı hissedeceğim, gece yatağa yattığımda "tanrım benim bir sevgilim var" diyerek mutlulukla gülümseyeceğim, sabah kalkar kalkmaz gözümün önüne gelecek, tıpkı GB ile yaşadığım türden ayaklarımı yerden kesecek bir aşk ilişkisi. yaşım ilerliyor, yaşlanmakla ilgili bir sıkıntım yok, ama sanırım artık baba olma isteği artıyor bende. ve bunca ilişki ve aşk deneyiminden sonra sıradan ve ortalama bir ilişki ya da kadına burun kıvırmak kaçınılmaz. bu bir ukalalık değil, bunu sen de biliyorsun. artık bunun "başlangıç"ını yapmam gerek bence. hemen yarın baba olmak değil niyetim. ama kızımın annesiyle şimdi tanışsam, zaten evlenip baba olana kadar en az 2 yıl geçecek... e daha fazla geç kalmasam? hem bu hayal ve motivasyonla her şekilde daha başarılı ve mutlu bir insan olacağımı sanıyorum...
- ya sana çok özel bir şey hazırlıyorsam ve bunun için senin biraz zaman ihtiyacın varsa? mesela asla yanlış yapmaman gereken bir şey seni bekliyorsa ve şu an onu sana verirsem hata yapacağını görüyorsam?
- bunu söyleyeceğini biliyordum. tabi ki de bunu sadece sen bilebilirsin. benim senden istediğim bana herşeyi benim istediğim anda vermen değil. doğru zamanı sen biliyorsun ve kesinlikle sen tamam dediğinde ver. benim senden istediğim; insan olmamı ve kırılganlığımı gözönünde bulundurarak bu bekleyişleri ya da ertelemeleri benim için daha çekilir hale getirmen... sen herşeyi bildiğin için beklemen kolay. ama ben neyi beklediğimi, ya da beklediğimin gelip gelmeyeceğini bile bilmiyorum... beni anlıyor musun? çok zor benim için.
- bekleyeceksin. yapabileceğin başka bir şey olmadığına göre ;)
- işte bu tavır beni üzüyor. eğer ben üzüldüğümde sen de üzülüyorsan o zaman şu an nasıl bu kadar ketum olabiliyorsun?
- kedini çok seviyorsun değil mi?
- evet
- apartmana girdiği zaman onu azarlıyorsun, hatta bazen hafif hafif vuruyorsun bir daha girmesin diye...
- evet, çünkü apartmandaki komşular, kedimin paspaslarına işediğini söylüyor. eğer kedi apartmana girerse komşulardan biri kedime zarar verebilir.
- daha büyük bir zarar görmemesi için, örneğin herhangi bir komşunun şiddetine maruz kalmaması için sen ona hafif şiddet uygulayarak korkutuyorsun ve apartmana girmesini engelliyorsun. işte benim yaptığım da bu! seni hafif yollu hırpalamak zorundayım, sanma ki bu hoşuma gidiyor. şu an içindeki kırgınlığı ve hüznü görmek beni üzüyor, seni ben yarattım ve sendeki her sanıcıyı, her hüznü birebir hissediyorum. ama seni durdurmanın tek yolu bazen bu!
- az daha keşke diyecektin; tanrı keşke der mi?
- demez... ama nedense az daha diyecektim evet...
- yardımına ihtiyacım var. sana şu an çok ihtiyacım var. işte, müzikte, hayatta... planlarımı gerçekleştirmem için bana yardım et, ve şu sancıyı daha hızlı atlatmamı sağla. lütfen! hala anlamadığım, amacını hala çözemediğim bu insafsız ders bitsin artık :(((
- :(((
2 Kasım 2009 Pazartesi
tanrıyla yakın sohbetlerden alıntılar - 34
- ilginç!
- hoş ama...
- bu ikisinin doğru orantılı olduğunu hiç düşünmemiştim. hatta insanlar genelde ikisini zıtmış gibi algılarlar... yani "hiçkimse için değmez" sözü de bu noktadan hareket eder aslında. "sen ondan daha değerlisin, bu nedenle kendini üzme".
- ama şimdi farklı bakıyorsun, az önceki konuşmadan sonra...
- evet!
- nedir fark?
- daha önce, aşk acısının temel nedeninin "gurur kırılması" olduğunu görmüştüm. reddedilmek, terkedilmek... hepsi aynı temel sonuca varıyor: tercih edilmiyor olmak! kısacası bir şekilde yetersiz bulunmak, layık görülmemek, vs vs. bu nedenle reddedildiğimizde ya da terkedildiğimizde canımız yanıyor: çünkü biri bize "sen yetersizsin" ya da "artık bana yetmiyorsun" demiş oluyor, daha doğrusu egomuz bunu bu şekilde algılıyor!
- ve?
- kendimize olan güvenimizi bir anda yitiriyoruz. bizi sürekli güçlü, canlı, sağlıklı, işe yarar ve üstün durumda görmeye odaklı egomuzun istediğinin tam zıttı yönde bir sinyal geliyor dışarıdan. aslında gelen sinyal bu değil, gelen sinyal sadece "artık o kişiyle alışverişimizin bittiği ve o kişinin artık hayatımızda kalmasına gerek kalmadığı". gelgelelim, herşeyi kontrol altında tutmaya çalışan ve ancak bu şekilde kendini güvende hisseden benliğimiz; dışarıdan gelen, yani kontrolü dışında gelişen bu durum karşısında panikliyor. sağlıklı düşünme yetimizi yitirip endişeye kapılıyoruz, sanki reddeden ya da terkeden kişiyle birlikte sahip olduğumuz herşey gidiyormuş gibi. zira, o ana dek kontrolümüzde "görünen" ve belli bir dengede duran herşey bir anda bu denge durumundan çıkıyor. ve bu dengesizlik de, her an "devrilme" riskini getiriyor. buna bir de egomuzun yarattığı panik eklenince yıkılıyoruz!
- iyi gidiyorsun!
- sonuçta biz, hayatımızı ve çevremizi kontrol edebildiğimiz (daha doğrusu bunu sandığımız) ölçüde kendini mutlu ve güçlü hisseden varlıklarız. herhangi bir şey kontrolümüzden çıktığı anda güçsüz ve zayıf hissetmeye başlıyoruz.
- peki az önce vardığın doğru orantı?
- "üzüldüğüne değmez, sen çok değerlisin!". çok komik... aslında durum bunun tam tersi. zaten ben çok değerli olduğum için daha çok üzülüyorum! zira kendime biçtiğim değer yüksek olduğu için acı artıyor. kendimi basit, değersiz ve sıradan görsem; derim ki "evet reddedildim/terkedildim. zira zaten ben buna layık bi insanım, istenmemem çok normal". bunu kabullenen bir insana, tercih edilmemek çok da koymaz. ama ben kendimi o kadar değerli buluyorum ki, bu kadar değerli ve özel birşeyin hakettiğine inandığım karşılığı bulamaması üzüyor.
- daha net anlat bence... sen de daha iyi anla!
- güçsüz bir otomobil bir yarışı kaybettiğinde "yazık" deriz, ama kimse zaten daha fazlasını beklemiyordur, beklenen bir sonuçtur. ama eğer çok güçlü ve iyi bir otomobil kaybederse yarışı, çok daha büyük bir şok olur, kimse onun kaybettiğine inanmak istemez! çünkü o aslında kazanabilecek kapasitededir. en azından sürücüsünün gözünde. ben de kendi gözümde güçlü ve çok üstün özelliklere sahip bir otomobilim. bu nedenle kaybetmek bana çok koyuyor.
- işte bu!
- "çok değerlisin, kendini üzdüğüne değmez!" yanlış! tam tersine; çok değerlisin ve bu nedenle üzülmen çok normal...
- en önemli noktayı unutmayalım...
- evet. bu bir tercih ya da haketme durumu değil! şu an kayıp gibi görünen birşey, başka bir kazancın anahtarı ya da daha büyük bir kaybın engeli olabilir. ama sen de birşeyi unutma!
- nedir?
- ben insanım! üzülmek ve egomun kırılmasına tepki vermek doğamda var! sahneye çıkarken, espri yapıp insanları güldürürken, zekâmı ya da yeteneğimi ortaya döküp ilgi çekerken egomu sonuna kadar kullanıyorum. egomun yüksekliği bana sahnede başarı ve toplum içinde kabullenilme ve sevilme gibi şeyler katıyor. eh, bu getirdiklerine karşılık bir takım bedeller ödemem de gerekiyor değil mi? iyi yönde ego evet, kötü yönde ego hayır? ya da egomun getirdiği olumlu şeyler gelsin, ama bunlar için bedel ödemeyim ya da olumsuz yönlerini ben yaşamayım? asla! yüksek egonun bedeli sancıları da fazla hissetmekse buna katlanacağım!
- bu dersin sonuna geldik!
- yine de yöntemlerini hala sorguladığımı biliyorsun...
- zekânı sana biraz da bu yüzden verdim ;)
- bu cevap sana kırgınlığımı gidermiyor...
- zaman...
- peki...
- hoş ama...
- bu ikisinin doğru orantılı olduğunu hiç düşünmemiştim. hatta insanlar genelde ikisini zıtmış gibi algılarlar... yani "hiçkimse için değmez" sözü de bu noktadan hareket eder aslında. "sen ondan daha değerlisin, bu nedenle kendini üzme".
- ama şimdi farklı bakıyorsun, az önceki konuşmadan sonra...
- evet!
- nedir fark?
- daha önce, aşk acısının temel nedeninin "gurur kırılması" olduğunu görmüştüm. reddedilmek, terkedilmek... hepsi aynı temel sonuca varıyor: tercih edilmiyor olmak! kısacası bir şekilde yetersiz bulunmak, layık görülmemek, vs vs. bu nedenle reddedildiğimizde ya da terkedildiğimizde canımız yanıyor: çünkü biri bize "sen yetersizsin" ya da "artık bana yetmiyorsun" demiş oluyor, daha doğrusu egomuz bunu bu şekilde algılıyor!
- ve?
- kendimize olan güvenimizi bir anda yitiriyoruz. bizi sürekli güçlü, canlı, sağlıklı, işe yarar ve üstün durumda görmeye odaklı egomuzun istediğinin tam zıttı yönde bir sinyal geliyor dışarıdan. aslında gelen sinyal bu değil, gelen sinyal sadece "artık o kişiyle alışverişimizin bittiği ve o kişinin artık hayatımızda kalmasına gerek kalmadığı". gelgelelim, herşeyi kontrol altında tutmaya çalışan ve ancak bu şekilde kendini güvende hisseden benliğimiz; dışarıdan gelen, yani kontrolü dışında gelişen bu durum karşısında panikliyor. sağlıklı düşünme yetimizi yitirip endişeye kapılıyoruz, sanki reddeden ya da terkeden kişiyle birlikte sahip olduğumuz herşey gidiyormuş gibi. zira, o ana dek kontrolümüzde "görünen" ve belli bir dengede duran herşey bir anda bu denge durumundan çıkıyor. ve bu dengesizlik de, her an "devrilme" riskini getiriyor. buna bir de egomuzun yarattığı panik eklenince yıkılıyoruz!
- iyi gidiyorsun!
- sonuçta biz, hayatımızı ve çevremizi kontrol edebildiğimiz (daha doğrusu bunu sandığımız) ölçüde kendini mutlu ve güçlü hisseden varlıklarız. herhangi bir şey kontrolümüzden çıktığı anda güçsüz ve zayıf hissetmeye başlıyoruz.
- peki az önce vardığın doğru orantı?
- "üzüldüğüne değmez, sen çok değerlisin!". çok komik... aslında durum bunun tam tersi. zaten ben çok değerli olduğum için daha çok üzülüyorum! zira kendime biçtiğim değer yüksek olduğu için acı artıyor. kendimi basit, değersiz ve sıradan görsem; derim ki "evet reddedildim/terkedildim. zira zaten ben buna layık bi insanım, istenmemem çok normal". bunu kabullenen bir insana, tercih edilmemek çok da koymaz. ama ben kendimi o kadar değerli buluyorum ki, bu kadar değerli ve özel birşeyin hakettiğine inandığım karşılığı bulamaması üzüyor.
- daha net anlat bence... sen de daha iyi anla!
- güçsüz bir otomobil bir yarışı kaybettiğinde "yazık" deriz, ama kimse zaten daha fazlasını beklemiyordur, beklenen bir sonuçtur. ama eğer çok güçlü ve iyi bir otomobil kaybederse yarışı, çok daha büyük bir şok olur, kimse onun kaybettiğine inanmak istemez! çünkü o aslında kazanabilecek kapasitededir. en azından sürücüsünün gözünde. ben de kendi gözümde güçlü ve çok üstün özelliklere sahip bir otomobilim. bu nedenle kaybetmek bana çok koyuyor.
- işte bu!
- "çok değerlisin, kendini üzdüğüne değmez!" yanlış! tam tersine; çok değerlisin ve bu nedenle üzülmen çok normal...
- en önemli noktayı unutmayalım...
- evet. bu bir tercih ya da haketme durumu değil! şu an kayıp gibi görünen birşey, başka bir kazancın anahtarı ya da daha büyük bir kaybın engeli olabilir. ama sen de birşeyi unutma!
- nedir?
- ben insanım! üzülmek ve egomun kırılmasına tepki vermek doğamda var! sahneye çıkarken, espri yapıp insanları güldürürken, zekâmı ya da yeteneğimi ortaya döküp ilgi çekerken egomu sonuna kadar kullanıyorum. egomun yüksekliği bana sahnede başarı ve toplum içinde kabullenilme ve sevilme gibi şeyler katıyor. eh, bu getirdiklerine karşılık bir takım bedeller ödemem de gerekiyor değil mi? iyi yönde ego evet, kötü yönde ego hayır? ya da egomun getirdiği olumlu şeyler gelsin, ama bunlar için bedel ödemeyim ya da olumsuz yönlerini ben yaşamayım? asla! yüksek egonun bedeli sancıları da fazla hissetmekse buna katlanacağım!
- bu dersin sonuna geldik!
- yine de yöntemlerini hala sorguladığımı biliyorsun...
- zekânı sana biraz da bu yüzden verdim ;)
- bu cevap sana kırgınlığımı gidermiyor...
- zaman...
- peki...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)