2 Kasım 2009 Pazartesi

tanrıyla yakın sohbetlerden alıntılar - 34

- ilginç!
- hoş ama...
- bu ikisinin doğru orantılı olduğunu hiç düşünmemiştim. hatta insanlar genelde ikisini zıtmış gibi algılarlar... yani "hiçkimse için değmez" sözü de bu noktadan hareket eder aslında. "sen ondan daha değerlisin, bu nedenle kendini üzme".
- ama şimdi farklı bakıyorsun, az önceki konuşmadan sonra...
- evet!
- nedir fark?
- daha önce, aşk acısının temel nedeninin "gurur kırılması" olduğunu görmüştüm. reddedilmek, terkedilmek... hepsi aynı temel sonuca varıyor: tercih edilmiyor olmak! kısacası bir şekilde yetersiz bulunmak, layık görülmemek, vs vs. bu nedenle reddedildiğimizde ya da terkedildiğimizde canımız yanıyor: çünkü biri bize "sen yetersizsin" ya da "artık bana yetmiyorsun" demiş oluyor, daha doğrusu egomuz bunu bu şekilde algılıyor!
- ve?
- kendimize olan güvenimizi bir anda yitiriyoruz. bizi sürekli güçlü, canlı, sağlıklı, işe yarar ve üstün durumda görmeye odaklı egomuzun istediğinin tam zıttı yönde bir sinyal geliyor dışarıdan. aslında gelen sinyal bu değil, gelen sinyal sadece "artık o kişiyle alışverişimizin bittiği ve o kişinin artık hayatımızda kalmasına gerek kalmadığı". gelgelelim, herşeyi kontrol altında tutmaya çalışan ve ancak bu şekilde kendini güvende hisseden benliğimiz; dışarıdan gelen, yani kontrolü dışında gelişen bu durum karşısında panikliyor. sağlıklı düşünme yetimizi yitirip endişeye kapılıyoruz, sanki reddeden ya da terkeden kişiyle birlikte sahip olduğumuz herşey gidiyormuş gibi. zira, o ana dek kontrolümüzde "görünen" ve belli bir dengede duran herşey bir anda bu denge durumundan çıkıyor. ve bu dengesizlik de, her an "devrilme" riskini getiriyor. buna bir de egomuzun yarattığı panik eklenince yıkılıyoruz!
- iyi gidiyorsun!
- sonuçta biz, hayatımızı ve çevremizi kontrol edebildiğimiz (daha doğrusu bunu sandığımız) ölçüde kendini mutlu ve güçlü hisseden varlıklarız. herhangi bir şey kontrolümüzden çıktığı anda güçsüz ve zayıf hissetmeye başlıyoruz.
- peki az önce vardığın doğru orantı?
- "üzüldüğüne değmez, sen çok değerlisin!". çok komik... aslında durum bunun tam tersi. zaten ben çok değerli olduğum için daha çok üzülüyorum! zira kendime biçtiğim değer yüksek olduğu için acı artıyor. kendimi basit, değersiz ve sıradan görsem; derim ki "evet reddedildim/terkedildim. zira zaten ben buna layık bi insanım, istenmemem çok normal". bunu kabullenen bir insana, tercih edilmemek çok da koymaz. ama ben kendimi o kadar değerli buluyorum ki, bu kadar değerli ve özel birşeyin hakettiğine inandığım karşılığı bulamaması üzüyor.
- daha net anlat bence... sen de daha iyi anla!
- güçsüz bir otomobil bir yarışı kaybettiğinde "yazık" deriz, ama kimse zaten daha fazlasını beklemiyordur, beklenen bir sonuçtur. ama eğer çok güçlü ve iyi bir otomobil kaybederse yarışı, çok daha büyük bir şok olur, kimse onun kaybettiğine inanmak istemez! çünkü o aslında kazanabilecek kapasitededir. en azından sürücüsünün gözünde. ben de kendi gözümde güçlü ve çok üstün özelliklere sahip bir otomobilim. bu nedenle kaybetmek bana çok koyuyor.
- işte bu!
- "çok değerlisin, kendini üzdüğüne değmez!" yanlış! tam tersine; çok değerlisin ve bu nedenle üzülmen çok normal...
- en önemli noktayı unutmayalım...
- evet. bu bir tercih ya da haketme durumu değil! şu an kayıp gibi görünen birşey, başka bir kazancın anahtarı ya da daha büyük bir kaybın engeli olabilir. ama sen de birşeyi unutma!
- nedir?
- ben insanım! üzülmek ve egomun kırılmasına tepki vermek doğamda var! sahneye çıkarken, espri yapıp insanları güldürürken, zekâmı ya da yeteneğimi ortaya döküp ilgi çekerken egomu sonuna kadar kullanıyorum. egomun yüksekliği bana sahnede başarı ve toplum içinde kabullenilme ve sevilme gibi şeyler katıyor. eh, bu getirdiklerine karşılık bir takım bedeller ödemem de gerekiyor değil mi? iyi yönde ego evet, kötü yönde ego hayır? ya da egomun getirdiği olumlu şeyler gelsin, ama bunlar için bedel ödemeyim ya da olumsuz yönlerini ben yaşamayım? asla! yüksek egonun bedeli sancıları da fazla hissetmekse buna katlanacağım!
- bu dersin sonuna geldik!
- yine de yöntemlerini hala sorguladığımı biliyorsun...
- zekânı sana biraz da bu yüzden verdim ;)
- bu cevap sana kırgınlığımı gidermiyor...
- zaman...
- peki...