- şu "hiç kimse %100 suçlu ya da %100 masum değildir" olayı... neden orada vermeye başladın cevabı?
- farkındaysan, orada durduk yerde S'yi düşünmeye başladın. ve kendi inadını kırıp gerçeklerle ve kendine ait hatalarla yüzleşmeye giriştin... artık cevapları teker teker alma vaktin geldi. ve kendine tanıdığın her fırsatta, öfkeni ve egonu yenip sağduyunu dinlediğin her noktada sana cevapları vermek benim işim ;)
- benzeri birşeyi E'de de yaşamıştım. o da bana "ilişki milişki düşünmüyorum, işim olmaz" demişti. ve ben de "o zaman bana müsade, zira ben buraya türlü şirinlikler yapıp senin kalbini çalmaya gelmiştim, ama madem işin olmaz o zaman hem seni rahatsız etmeyim boşu boşuna, hem de kendi zamanımı harcamayayım" deyip yanından ayrılmıştım. ve bunu yaparken kesinlikle samimi ve nettim; yani bu bir blöf değildi, gerçekten söylediğim şeyi düşünüyordum.
- bunu biliyorum. bu sefer neden yuapmadın?
- bilmiyorum. sanırım bulmam gereken cevaplardan biri de bu! yani S de bana "ilişki istemiyorum" dediği halde, onun peşini bırakmadım. bir şekilde ikna edici gelmedi, ya da 1.5 yıldan sonra o kadar istekli ve yükselmeye o kadar hazırdım ki, ikna olmak istemedim. eğer E'de yaptığım gibi "o zaman bana müsade" deseydim, bunların hiçbiri yaşanmayacaktı!
- evet. başka şeyler yaşanacaktı.
- ama bu yaşadıklarımın yaşanması gerekiyormuş deyip kendimi aklayabiliyor muyum bu durumda?
- işte bu zor bir soru. aslında, hangi yolu seçersen seç; farklı deneyimlerden geçip farklı şeyleri yaşayarak da olsa aynı "sonuç"ları elde ediyorsun. 0+4, 1+3, 2+2... hepsinin sonucu 4. ama hepsinde bambaşka deneyimler ve anılar var.
- yani bu durumda temize çıkıyorum aslında.
- bir anlamda evet bir anlamda hayır.
- anladım. eğer ona baştan "hadi eyvallah" deseydim, bambaşka şeyler yaşanacaktı, aşk acısı çekmeyecektim belki. ama bambaşka bir şekilde, şu an tahmin edemeyeceğim farklı şeyler yaşayıp yine bu sonucu elde edecek ve onunla ilgili çektiğime denk bir başka sıkıntı illa ki yaşayacaktım.
- kendi sözün bu, hatırladın mı: "neyi seçersen seç, kazandıkların ve kaybettiklerin daima denktir!"
- tabi şu an konuştuklarımız ufak ara sonuçlar. asıl büyük sonuca henüz var.
- öfken dindikçe daha başka sonuçlar almaya başlayacaksın. ve bunlar seni asıl sonuca ve deneyime götürecek ;)
19 Aralık 2009 Cumartesi
tanrıyla yakın sohbetlerden alıntılar - 38
- eee? zaman dedin, zaman geçti... onunla vedalaşmayı bırak, ona duyduğum öfkeyle bile vedalaşma noktasına geldim. ama hala ne olup bittiği hakkında bir fikrim yok! bu kadını hayatıma neden soktun, onunla birlikte ne geldi, ya da ne kazandım? ne öğrendim? bana ne kattı? 1.5 yıldan sonra sağlam ve hiç de gereği olmayan bir aşk acısı çekmek ve kararsız/dengesiz bir kadının ego mastürbasyonuna vibratör olmak dışında ne oldum bu olayda ben?
- demin ne dedin? öfkeyle bile vedalaşma noktası...
- evet?
- işte bundan sonra anlayacaksın olan biteni. çünkü o gittiği zaman, daha doğrusu sen onu gönderdiğin zaman öfke kaldı geriye. ve bu öfke, çektiğin ızdırapla doğru orantılı, epeyce keskin ve kör edici bir öfkeydi. bu öfke körlüğü ve can acısının verdiği hırçınlık içinde cevapları görmen ve bulman imkansızdı! tam 4 yıl sonra intikamını sessizce aldığın G. ile yaşadıklarını düşün! onun seni bulup tekrar yaklaşması ve senin de kini bir kenara bırakıp yaklaşmasına izin vermen... herşeye rağmen ona bir şans tanıman... yaşananlar... hiç bir intikam niyeti gütmediğin halde, bu kadar uzun bir aradan sonra, neden yaşadığını bilmediğin G. olayı ile ilgili her türlü hesaplaşmayı yaptın ve intikamını da aldın. hem de fazlasıyla. hatta dipte bir yerlerde hala sürüyor bu intikam. ve sen hala intikam niyetinde değilsin, ama bu kendi kendine oluyor. tam da senin herkese "ben yoluma devam ederim, zaman öyle şeyler getirir ki benim intikamım, üstelik ben kılımı bile kıpırdatmadan alınır" dediğin gibi!
- yine mi öyle olacak?
- bunu sana asla söylemeyeceğimi biliyorsun. ayrıca öyle olacak veya olmayacak, senin bu niyette olmaman gerekiyor. geceleri yatarken kendine söylediklerin çok doğru şeyler.
- "birilerinin mutsuzluğu ile mutlu olmamam gerek. bu bana yakışmaz"
- kesinlikle! yanlış birşey yapmadığından ve haksızlığa uğradığından eminsin. ama tıpkı G. olayında olduğu gibi, bu olayda da öfkeni gerçekten geride bırakıp, sükunete kavuştuğunda birşeyler olmaya başlayacak. ancak bu bir intikam mı olur yoksa bir türlü alamadığın cevapları mı alırsın, onu söylemeyeceğim!
- biliyorum... ve aslını ararsan, zaman zaman cevaplara yaklaştığımı da hissetmiyor değilim.
- biliyorum, ama acele etme. sadece ona değil, bana öfkeni de halletmen gerek. ancak ondan sonra görmeye başlayacaksın.
- evet ama, cevapları alamadığım sürece öfkem ayakta kalıyor. yani bana cevapları şimdi versen, öfkem de daha kolay dinmez mi?
- evet. aslında öyle... ama olması gereken bu değil. zira, senin de bildiğin ve hep tekrarladığın gibi, herşey olması gereken şekilde ve zamanda oluyor! bu nedenle cevapları sana öfken dinmeden vermiyorum. ayrıca, yine senin hep söylediğin gibi, beynini ve mantığını kandırmak çok çok kolay. öfkeliyken bunu yapmak daha da kolay, zira duyuların sağlıklı çalışmaz öfke içindeyken ;)
- hımmm, haklısın. ve bu sağlıksız algı halindeyken, bana doğru cevapları versen bile, onları yanlış algılamam fazlasıyla mümkün.
- kesinlikle!
- şimdi seninle konuşurken aklıma geldi: bu sefer yine de bir fark var. kızdığım kendim değilim, yani S. konusunda kendimi affetmem gerekmiyor, çünkü başından beri farkında olduğum bir gerçek var: onu alamamış olmak benim eksiğim ya da kusurum değil. ya da haftalardır yaşadığım berbat ruh hali ve düştüğüm durum. bu benim kendi hatam değil.
- neden böyle düşünüyorsun?
- çünkü öyle olduğunu bana sen söyledin!
- algıların sağlıklı mıydı sence? çünkü "aşk" da, tıpkı öfke gibi, algıları bozan bir ruh durumu...
- elimi tutması, başbaşa kalınan anlarda alınıp verilen elektrik, benden hoşlanmış olması -kendi itirafıdır, ve benzeri bir yığın şey! benim algılamamla ilgisi olan şeyler değil bunlar, herkesin her durumda aynı şekilde algılayıp yorumlayacağı şeyler. yanlış mıyım?
- kendime yontmadım diyorsun yani?
- mutlaka yontmuşumdur. hiç bir olayda hiçkimse tamamen suçlu ya da tamamen masum olamaz. ama bu noktada benim suçum, insani zaaflara sahip olmaktan öteye geçmiyor!
- cevaplara yaklaşma konusunda haklısın :) yakın bir zamanda alacaksın bütün cevapları... şu kadarını söyleyim: başka bir kompleksinle ilgili bir tedavi idi bu kadın. ve daha da ötesi, kariyerin ve tasarım işine yaklaşımınla ilgili sende köklü değişiklikler yaratmanın en etkili ve kalıcı yolu S'ye aşık olmandı...
- bu son konuştuklarımızdan emin değilim...
- daha sonra yine konuşuruz ;)
- peki...
- demin ne dedin? öfkeyle bile vedalaşma noktası...
- evet?
- işte bundan sonra anlayacaksın olan biteni. çünkü o gittiği zaman, daha doğrusu sen onu gönderdiğin zaman öfke kaldı geriye. ve bu öfke, çektiğin ızdırapla doğru orantılı, epeyce keskin ve kör edici bir öfkeydi. bu öfke körlüğü ve can acısının verdiği hırçınlık içinde cevapları görmen ve bulman imkansızdı! tam 4 yıl sonra intikamını sessizce aldığın G. ile yaşadıklarını düşün! onun seni bulup tekrar yaklaşması ve senin de kini bir kenara bırakıp yaklaşmasına izin vermen... herşeye rağmen ona bir şans tanıman... yaşananlar... hiç bir intikam niyeti gütmediğin halde, bu kadar uzun bir aradan sonra, neden yaşadığını bilmediğin G. olayı ile ilgili her türlü hesaplaşmayı yaptın ve intikamını da aldın. hem de fazlasıyla. hatta dipte bir yerlerde hala sürüyor bu intikam. ve sen hala intikam niyetinde değilsin, ama bu kendi kendine oluyor. tam da senin herkese "ben yoluma devam ederim, zaman öyle şeyler getirir ki benim intikamım, üstelik ben kılımı bile kıpırdatmadan alınır" dediğin gibi!
- yine mi öyle olacak?
- bunu sana asla söylemeyeceğimi biliyorsun. ayrıca öyle olacak veya olmayacak, senin bu niyette olmaman gerekiyor. geceleri yatarken kendine söylediklerin çok doğru şeyler.
- "birilerinin mutsuzluğu ile mutlu olmamam gerek. bu bana yakışmaz"
- kesinlikle! yanlış birşey yapmadığından ve haksızlığa uğradığından eminsin. ama tıpkı G. olayında olduğu gibi, bu olayda da öfkeni gerçekten geride bırakıp, sükunete kavuştuğunda birşeyler olmaya başlayacak. ancak bu bir intikam mı olur yoksa bir türlü alamadığın cevapları mı alırsın, onu söylemeyeceğim!
- biliyorum... ve aslını ararsan, zaman zaman cevaplara yaklaştığımı da hissetmiyor değilim.
- biliyorum, ama acele etme. sadece ona değil, bana öfkeni de halletmen gerek. ancak ondan sonra görmeye başlayacaksın.
- evet ama, cevapları alamadığım sürece öfkem ayakta kalıyor. yani bana cevapları şimdi versen, öfkem de daha kolay dinmez mi?
- evet. aslında öyle... ama olması gereken bu değil. zira, senin de bildiğin ve hep tekrarladığın gibi, herşey olması gereken şekilde ve zamanda oluyor! bu nedenle cevapları sana öfken dinmeden vermiyorum. ayrıca, yine senin hep söylediğin gibi, beynini ve mantığını kandırmak çok çok kolay. öfkeliyken bunu yapmak daha da kolay, zira duyuların sağlıklı çalışmaz öfke içindeyken ;)
- hımmm, haklısın. ve bu sağlıksız algı halindeyken, bana doğru cevapları versen bile, onları yanlış algılamam fazlasıyla mümkün.
- kesinlikle!
- şimdi seninle konuşurken aklıma geldi: bu sefer yine de bir fark var. kızdığım kendim değilim, yani S. konusunda kendimi affetmem gerekmiyor, çünkü başından beri farkında olduğum bir gerçek var: onu alamamış olmak benim eksiğim ya da kusurum değil. ya da haftalardır yaşadığım berbat ruh hali ve düştüğüm durum. bu benim kendi hatam değil.
- neden böyle düşünüyorsun?
- çünkü öyle olduğunu bana sen söyledin!
- algıların sağlıklı mıydı sence? çünkü "aşk" da, tıpkı öfke gibi, algıları bozan bir ruh durumu...
- elimi tutması, başbaşa kalınan anlarda alınıp verilen elektrik, benden hoşlanmış olması -kendi itirafıdır, ve benzeri bir yığın şey! benim algılamamla ilgisi olan şeyler değil bunlar, herkesin her durumda aynı şekilde algılayıp yorumlayacağı şeyler. yanlış mıyım?
- kendime yontmadım diyorsun yani?
- mutlaka yontmuşumdur. hiç bir olayda hiçkimse tamamen suçlu ya da tamamen masum olamaz. ama bu noktada benim suçum, insani zaaflara sahip olmaktan öteye geçmiyor!
- cevaplara yaklaşma konusunda haklısın :) yakın bir zamanda alacaksın bütün cevapları... şu kadarını söyleyim: başka bir kompleksinle ilgili bir tedavi idi bu kadın. ve daha da ötesi, kariyerin ve tasarım işine yaklaşımınla ilgili sende köklü değişiklikler yaratmanın en etkili ve kalıcı yolu S'ye aşık olmandı...
- bu son konuştuklarımızdan emin değilim...
- daha sonra yine konuşuruz ;)
- peki...
13 Aralık 2009 Pazar
tanrıyla yakın sohbetlerden alıntılar -37
- hala anlamamış olmam seni ilgilendirmiyor mu?
- intikam senaryoları dolaşmaya başladı, ancak! anlamak için gerekli ruh durumuna bundan sonra ulaşacaksın.
- bana dünya kadar zaman, emek, umut ve çabayı boşa harcattığına inanamıyorum yaa :(
- dönüp dolaşıp aynı yere geliyorsun. aslında bu işten aldığın önemli bir iki dersin farkındasın.
- evet... ne olursa olsun, olayı ya da kişiyi çok fazla deşifre etmemem gerektiğini biliyorum. şu saatten sonra benim ona gidecek yüzüm yok neredeyse! zira hakkında o kadar çok ve olumsuz konuştum ve konuşturdum ki! peki ama bunu neden yapıyorum?
- haklı olduğunu duıyma isteği. bunu zaten biliyorsun, yani bu istekle dolu olduğunu. hatta bunu sadece duymak değil, bunu tatmin olana kadar defalarca kez duyma isteği! bu nedenle biri yaptığın bir espriye güldüğü zaman aynı espriyi arka arkaya bir kaç kez yapıyorsun, ya da temel espri üzerinde çeşitleme yapıyorsun. çünkü "anlaşılma" anını tatmin olana dek olabildiğince fazla kez yaşamak istiyorsun. bu olayda kendinden birçok konuda eminsin, ama farkında mısın bilmiyorum, aslında emin olamadığın şeyler de var.
- evet, geçen gün arabada kendime itiraf ettiğim şeyler.
- neydi onlar?
- sonuçta hiç kimse herhangi bir olayda bütünüyle suçlu ya da masum değil.
- işte bu yüzden kaç kişiden duyarsan duy, kendini hiç bir zaman bütünüyle temiz hissetmiyorsun, masumiyetini kendine ispatlayamıyorsun! bu da seni daha fazla insandan senin haklı olduğunu duymaya zorluyor!
- sanırım haklısın... içimdeki sesi dinlememek yaptığım en temel hata oldu bu kez. ve senin de dediğin gibi, haklı olduğum konusunda bir türlü emin olamadığım için her seferinde birilerinin bana "haklısın" demesini sağlayacak şekilde anlattım olan biteni. dürüst olduğumu sanıyordum, ama artık o kadar da emin değilim :(
- dürüstsün. ama ilk başlarda sadece dertleşmek ya da içini dökmekken, gittikçe bir haklılık yarışına dönüştü olay. şimdi ondan iyice uzakta ve nispeten daha iyisin. ama hala kırık dökük şeyler var.
- evet çünkü nasrettin hocanın da dediği gibi "hırsızın hiç mi suçu yok?"
- tabi ki onu savunmayacağım, o konuda haklı olduğun muhakkak. ama işlerin bu kadar sarpa sarmasında kendi payını da görüyor olman iyi bir şey.
- ya senin payın?
- geçmişe dön. kılavuz kaptanım ben. senin geminin senin istediğin yere götürmek için çalışıyorum. bunun için bazen gemiyi senin istediğinin tam tersi yöne çevirmem gerekebiliyor. senin bunun nedenini anlayabilmen için zaman gerek.
- burdan sonra yazdıklarımı sildim, zira bu konuşma beni rahatsız etmeye başladı. her ne yapmaya çalışıyorsan, lütfen benim insan olduğumu ve hassasiyetimi unutmadan yap olur mu!
- intikam senaryoları dolaşmaya başladı, ancak! anlamak için gerekli ruh durumuna bundan sonra ulaşacaksın.
- bana dünya kadar zaman, emek, umut ve çabayı boşa harcattığına inanamıyorum yaa :(
- dönüp dolaşıp aynı yere geliyorsun. aslında bu işten aldığın önemli bir iki dersin farkındasın.
- evet... ne olursa olsun, olayı ya da kişiyi çok fazla deşifre etmemem gerektiğini biliyorum. şu saatten sonra benim ona gidecek yüzüm yok neredeyse! zira hakkında o kadar çok ve olumsuz konuştum ve konuşturdum ki! peki ama bunu neden yapıyorum?
- haklı olduğunu duıyma isteği. bunu zaten biliyorsun, yani bu istekle dolu olduğunu. hatta bunu sadece duymak değil, bunu tatmin olana kadar defalarca kez duyma isteği! bu nedenle biri yaptığın bir espriye güldüğü zaman aynı espriyi arka arkaya bir kaç kez yapıyorsun, ya da temel espri üzerinde çeşitleme yapıyorsun. çünkü "anlaşılma" anını tatmin olana dek olabildiğince fazla kez yaşamak istiyorsun. bu olayda kendinden birçok konuda eminsin, ama farkında mısın bilmiyorum, aslında emin olamadığın şeyler de var.
- evet, geçen gün arabada kendime itiraf ettiğim şeyler.
- neydi onlar?
- sonuçta hiç kimse herhangi bir olayda bütünüyle suçlu ya da masum değil.
- işte bu yüzden kaç kişiden duyarsan duy, kendini hiç bir zaman bütünüyle temiz hissetmiyorsun, masumiyetini kendine ispatlayamıyorsun! bu da seni daha fazla insandan senin haklı olduğunu duymaya zorluyor!
- sanırım haklısın... içimdeki sesi dinlememek yaptığım en temel hata oldu bu kez. ve senin de dediğin gibi, haklı olduğum konusunda bir türlü emin olamadığım için her seferinde birilerinin bana "haklısın" demesini sağlayacak şekilde anlattım olan biteni. dürüst olduğumu sanıyordum, ama artık o kadar da emin değilim :(
- dürüstsün. ama ilk başlarda sadece dertleşmek ya da içini dökmekken, gittikçe bir haklılık yarışına dönüştü olay. şimdi ondan iyice uzakta ve nispeten daha iyisin. ama hala kırık dökük şeyler var.
- evet çünkü nasrettin hocanın da dediği gibi "hırsızın hiç mi suçu yok?"
- tabi ki onu savunmayacağım, o konuda haklı olduğun muhakkak. ama işlerin bu kadar sarpa sarmasında kendi payını da görüyor olman iyi bir şey.
- ya senin payın?
- geçmişe dön. kılavuz kaptanım ben. senin geminin senin istediğin yere götürmek için çalışıyorum. bunun için bazen gemiyi senin istediğinin tam tersi yöne çevirmem gerekebiliyor. senin bunun nedenini anlayabilmen için zaman gerek.
- burdan sonra yazdıklarımı sildim, zira bu konuşma beni rahatsız etmeye başladı. her ne yapmaya çalışıyorsan, lütfen benim insan olduğumu ve hassasiyetimi unutmadan yap olur mu!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)