22 Ekim 2008 Çarşamba

tanrıyla yakın sohbetlerden alıntılar - 16

- son günlerde seninle konuşmuyor muyuz, yoksa ben konuşmaları kanıksadım mı artık?
- neden böyle düşünüyorsun?
- birşeyler yazmadığımı farkettim.
- şu sıra üzerinde çalıştığın projeye çok fazla odaklanmış durumdasın. bu nedenle, şarkı yazarken ihtiyaç duyduğun sessizliği sağlamak için, sana melodileri/sözleri göndermek dışında pek ses çıkarmıyorum. ve senin de bu durumdan memnun olduğunu biliyorum.
- dün gece hissettiğim karmaşıklık neydi peki?
- bir süredir, fazla uykunun, özellikle de öğleye kadar uyumanın iyi bir şey olmadığını hatırlamaya başladın. az uyku, eskisinden daha fazla zihinsel ve bedensel etkinlik, bu arada belli bir aradan sonra yeniden "üretim"e geçmiş olmanın verdiği manevi tatmin. kendini iyi hissediyorsun; çünkü uzun süredir atıl durumda olan zekânı, yaratcılığını, bedenini yeniden ve üstelik eşgüdümlü bir şekilde kullanmaya başladın.
- eşgüdümlü?
- evet. inandığın bir proje var, ve senin sözlerinle açıklarsak: inanmak ve hayal etmek sizin için bir ihtiyaç. sen uzun bir aradan sonra yeniden bu ihtiyacını gidermeye başladın; bu yeni projeyi ciddiye alıp uğraşarak.
- bu arada yarattıklarımı sunulabilir hale getirmek de epey bir zihinsel etkinlik gerektiriyor.
- ve projenin can damarı olduğunu düşündüğün kişilerle görüşmek ve kırtasiye işlerini yürütmek için de fiziksel olarak çalışmaya ve koşuşturmaya başladın. yani özetle; tek bir hedef için bedenen, zihnen ve ruhen çalışıyorsun. 3'üyle aynı anda! bu uzun süredir yapmadığın birşeydi...
- dün gece sahilde bekleşirken, kendimi çok mutlu hissettim. yorgundum, uykum gelmeye başlamıştı, hava serindi ve ben yapacağım görüşmenin nasıl olacağı ve nasıl sonlanacağı hakkında pek de bir fikre sahip değildim. ama mutluydum. gecenin o saatinde, inandığım bir proje için oralarda hafif yollu "sürünüyor" olmak, küçük de olsa o bedeli -gayet farkındayken- ödüyor olmak, bir şekilde tatmin ediciydi.
- çünkü sizler zor şeylerden zevk alırsınız. günlük hayatın koşuşturmacası içinde bunu unutanlar, ruhlarını ve akıllarını beslemeyi unutanlar, kısacası yüzeysel yaşayan insanlar hariç hepiniz, ruhu hala canlı olan her insan; zorluklardan ve uğraşmaktan zevk alır. bu sizin egonuzun bir parçası: "başarmış olmak", bu sizin en büyük ödülünüz, ve zorluklar ne kadar çoksa, aslında o kadar çok zevk alırsınız, çünkü başarınızı daha fazla zorluğa karşı kazanmış olacaksınız! 3 zorluğu aşmış bir insan mı daha güçlüdür, 20 zorluğu aşmış bir insan mı?
- anladım sanırım. önüme çıkan engelleri aştıkça kendime güvenim artıyor, gücüme inancım artıyor. şu halde "ego" denen şey de aslında ödül mekanizmasının bir parçası!
- elbette ki! egolarınız, kendinizi iyi ve güçlü hissetme dürtüleriniz, bunun verdiği keyif ve hakimiyet duygunuz olmasaydı zorlukları yenmeyi aklınızdan bile geçirmezdiniz.
- peki fark nerde?
- uygulamada! zorluklarla 2 şekilde başedebilirsin. ki yine senin vermeyi sevdiğin bir örnekle açıklayacağım: karate ve aikido...
- hayatla inatlaşmak ya da onun bana karşı görünen enerjisini kendi lehime çevirmek!
- evet.
- ama bu, söylendiği kadar kolay uygulanan birşey değil. evet bunu herkes anlayabilir: karşı koymaya çalışma, onu kendi lehine kullan! tamam, çok güzel de, peki bunu nasıl yapacağım?
- son zamanlarda yapmaya başladığın gibi!
- uyum?
- bugün toplantıda kendini şaşırttın değil mi?
- evet... hiç susmadan konuşma kapasitesine sahip olan ben, üstelik de söyleyebileceğim yüzlerce şey varken, susup dinledim sadece. peki bunu nasıl yaptım? tuhaf, çünkü; ilginç bir şekilde, bunun için hiç bir çaba harcamadım, konuşmamak için kendimi tutmadım. son derece doğaldı, sanki benim kişiliğim aslında buymuş gibi; gayet sakin ve sessiz bir şekilde hiç bir tepki vermeden konuşmaları dinledim.
- işte bu aikido'dur (senin deyiminle). çünkü orada ne kadar konuşursan konuş, bunun bir sonuç cümlesine bağlanamayacağını, bağlansa bile bunun orada kalacağını öğrendin artık. bu nedenle bir sonuç cümlesi kurmaya, ya da insanları -ve kendini de tabi- suçlayacak, son derece sağlam kanıtlara dayalı ve çok mantıklı ama hiç bir işe yaramayacak bir konuşmaya enerji harcamadın! bunun yerine notlar aldın. şimdi aldığın notları bildiklerin ve istediklerinle biraraya getirip bir sonuç üreteceksin. daha doğrusu, bir "eylem planı". enerjini orada konuşup savunma ya da suçlama yapmak yerine, plan program yapmaya, daha sonra da bunları uygulamaya harcayacaksın. planların doğru uygulanabilmesi için, daha küçük ölçekli yan planlara ve adımlara da ihtiyacın olacak. ve sen enerjini bunlara odaklanmak için kullanacaksın... yaşamının bu döneminde, kendi hayatındaki değişikliklere, zihninde ve ruhunda meydana gelen -ve çok da memnun olduğun- küçük kırılmalara bak! yavaş yavaş yükselmekte olduğun bilinç düzeyine. algındaki, daha da önemlisi algıladıklarını yorumlamandaki değişime... bu değişimin; çevrendeki insanların hayatlarındaki değişimlerle eşzamanlı olması bir rastlantı mı sence? kişilerin, psikolojilerin, etkileyebilecek her unsurun, senin işini kolaylaştıracak ve planlarını uygulamanda sana yardımcı olacak yönlere doğru aktığının farkındasın değil mi?
- yani, anayola yaklaştığımı mı söylüyorsun?
- buna asla net bir cevap vermeyeceğimi biliyorsun!
- aslında evet! bu gaddarca görünebilir ama, gerçekten de; çevremdeki ve bendeki değişimlere baktıkça, son derece sağlıklı ve tıkır tıkır çalışan bir mekanizmanın işlediğini hissediyorum. ama bir korkum var.
- biliyorum.
- ya algılama ya da yorumlama hatası yapıyorsam? ya da, ya hala hazır değilsem ve bu deneyim de bir "ders" olarak notlarımın arasına katılacaksa? bunu tekrar kaldırabilecek miyim, bundan gerçekten emin değilim...
- buna rağmen, sanki herşeyden eminmiş ve sonucu biliyormuş gibi çalışmaya devam ediyorsun.
- yapabileceğim başka bir şey yok da ondan!
- hayır, yapabileceğin başka şeyler var. pes edebilirsin, son derece haklı sebeplerin var üstelik, bunu yapmak için!
- neden peki?
- çünkü inancın kuvvetli. beni dinlemeyi sürdürdüğün için doğru yolda olduğunu hissediyorsun, aldığın cevaplar ve gördüklerin seni yürümeye sevkediyor.
- peki korkum?
- herşey zıttıyla vardır ;) bu korku senin emniyet sübabın. az önce bahsettiğin, herşeyin ters tepmesi ihtimaline karşı kapıyı açık bırakmanı sağlayacak olan şey, işte bu korku! kısacası şu anki korkun, bu macerada hissettiğin heyecan ve "emin"liğin dengeleyicisi...

Hiç yorum yok: