- o ana, o geceye geri dönüp tam tersini seçmek ister miydin?
- hayır...
- ama çok acı çektin?
- olsun. yine de istemezdim... o gece olanlar sayesinde belki de 4 yıl sonra hala bu kadar öfkeli ve doluydum. bu sayede içimdeki herşey "canlı" kaldı, soğumadı duygularım...
- bunu yaşayacağını başından beri biliyodun aslında... yani sonbaharda yaşadıklarını.
- sanırım bana bunu fısıldamıştın! çünkü, neden bilmiyorum, hissetmek, duymak, anlamak falan değil, resmen "biliyordum" gerçekten. şaşmaz bir şekilde!
- o gece yaşadıklarını hiç unutmadın.
- nası unuturum ki? yıllar evvel bir arkadaşım karısından boşandıktan sonra ona, neden çocuk yaptıktan hemen sonra boşandığını sormuştum. o da çocuğuna anne olarak o kadını seçtiğini söylemişti. bu bana çok bencilce ve saçma gelmişti o zaman. ama bu kadını gördüğümde -5 yıl önce- ben de aynı şeyi hissettim! evet, birgün baba olucaksam, annesi kesinlikle bu kadın olmalı!
- neden böyle düşündün?
- emin değilim. onun parçalanmakta olan ailesini toplamaya çalışması, herşeye rağmen gülümsemesi, samimiyeti, içine sığmayan dişiliği, enerjisi, hayatla kavga ediş biçimi... hepsi birden çok güçlü ve pes etmeye niyeti olmayan bir kadın görüntüsü çiziyordu. belki de bundan! korkularıyla, endişeleriyle hareket eden, olabilecek iyi şeyleri değil, olması muhtemel en kötü şeyleri düşünüp, onlara karşı temkinli olma saplantısı yüzünden hiç birşey yapamayan insanlardan nefret ettim hep...
- ama bunlar normal, siz korkularınızla da varsınız...
- hayır! her binada yangın çıkabilir. bu ihtimal her zaman var. binaya, yangın ihtimaline karşı yangın söndürücüler koymak, yangın merdiveni yapmak tamam. benim kastettiklerim; yangın ihtimali yüzünden binaya girmeyi reddeden insanlar! aşkı da, işi de, kendi hayatlarını da, bazen benim hayatımı da korku çöplüğüne çeviriyorlar... önlem almak başka şey, korkup hiç birşey yapmamak bambaşka birşey.
- o korkmuyor muydu sence?
- çok korkuyordu hem de! ama korkuyu doğru kullanıyordu sanırım. korkup kaçmıyordu, korkularını biliyordu ve korktuğu şeylerin gerçekleşmesi ihtimaline karşı önlemler alıyordu. ki bence doğrusu da bu!
- peki sana sonradan anlattıkları... yani sonbaharda konuştuklarınız? inandın mı söylediklerine?
- ne önemi var ki? bana söylediklerinin gerçek olduğunu ispatlayamaz, ama ben de olmadığını ispatlayamam!
- bu bakış açını seviyorum... neden anlaşamadığınızı anladın mı peki?
- onun gücüne ve inatçılığına aşıktım sanırım. ama o güç ve inatçılık bizim ilişkimize de girdi durmadan.
- ışığın olduğu yerde gölge de vardır!
- evet. o da benim serseriliğimi, asiliğimi, sanatımı, sahnedeki görkemli halimi seviyordu. serseri erkek, asi erkek; şövalye ruhludur, dikkafalıdır, güçlüdür ve gücünü kullanmayı sever, kadınını sahiplenir, romantiktir. ama bir yanı asla ehlileştirilemez, asla memur olamaz, hayata meydan okumayı sever. bu nedenle sakinliği çok azdır. bunlar da benim ışığımın gölgeleri sanırım!
- alınanlar ve verilenler konusu yine...
- evet! zeki biriyle birlikteysen, o zekanın çok faydasını görürsün. ama onu kızdırırsan, ona karşı suç işlersen, aynı zeka senin başına bela olur bu sefer...
- ki sen zekanı göstermeyi seviyosun.
- çok! müziği de bu yüzden seçtiğimi düşünmeye başladım bir kaç aydır. sahnede kendime bakıyorum bazen. sürekli komiklik peşindeyim. tıpkı günlük hayatta olduğum gibi. ben nota yazmayı, düzenleme yapmayı, yazı yazmayı, bir takım şeyleri "çözmeyi" seviyorum. bunları yaparken beynimi kullandığımı hissediyorum, bu hoşuma gidiyor. ama sahnede beynimle birşey yapamam müzikte. müzikte beyin, yazımda ve provada kullanılır, sahneye çıktığında robotsundur, notaları doğru basmak dışında bir görev yoktur. belki de ben bu yüzden sürekli işi komediye, kabare tarzı bir gösteriye çevirmeye çalışıyorum. zekamı sahnede de kullanabilmek için. bilmiyorum...
- sen ilgi çekmeyi seviyorsun
- evet. ve sahnedeyken sadece şarkı söylersem, diğerlerinden hiçbir farkım olmaz. onlar da şarkı söylüyor. o aşamaya gelmeden önce çalışıp ezberlediğimiz şeyleri çıkıp yapıyoruz tekrar tekrar. bunda bir zeka yok, sadece hafıza var. ve bunu yapan herkes -sahnedekiler yani- aynı değerde aslında. herkes ezberlediklerini tekrarlıyor, seyircili olarak. bu benim için yetersiz galiba! orada da birşey yapmam ve zekamı sergilemem gerek. ben sadece ezberlediklerini yapan bir robot değil, sahne üzerinde anlık olarak da zihnini kullanan biri olduğumu göstermek istiyorum seyirciye... çünkü daha önce de konuştuğumuz gibi; benim için kimse "harika bir sesi var" veya "çok güzel şarkı söylüyor" demeyecek hiç bir zaman. bunu biliyorum, çünkü iyi bir şarkıcı değilim ve harika bir sesim yok! ama şunu söyletebilirim: "çok zeki herif!"
- başka?
- ilişkiden bahsediyorduk buraya mı geldik? :S
11 Eylül 2008 Perşembe
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
1 yorum:
Neden öyle düşünüyorsun? Ben de kendi sesimi beğenmem, insan kendi sesini dinlediğinde beğenmiyor. Ama sesin güzel, biraz sakin biraz asi... Şarkıların da çok güzel, daha önce de söylemiştim. Gerçi sadece 3'ünü dinleme şansım oldu ama... ;)
Yorum Gönder