9 Eylül 2008 Salı

tanrıyla yakın sohbetlerden alıntılar - 7

- o ana ait düzgün bir fotorafın olmalıydı bence.
- evet ama başlangıçta öyle bir niyet yoktu ki, ortamı ve seyirciyi görünce o an istedim bunu yapmayı. yoksa düşünmüyorduk aslında!
- neden?
- şarkı söylemeyi çok seviyorum, özellikle queen şarkılarını, ama malesef güzel bir sesim yok. evet notalara düzgün basıyorum, gurup içinde uyumluyum ama, öyle oturup "vay be adamdaki sese bak" dedirtecek bir sesim yok ki!
- rod stewart'ın da yok! cengiz'e böyle söylemiştin, ya da brian adams?
- evet. ama bir phil collins'in sesine benzesin isterdim sesim. freddie'ninki gibi keskin ve metalik bir sesim var kendimi dışarıdan dinlediğim zaman. ama onun gibi gösterişli ve özel değil :(
- ama çok seviyorsun onun şarkılarını söylemeyi.
- çünkü o, benim yapmak istediğim herşeyi yapmış biri. büyük bir müzik dehası; yazdığı parçalar, müziğe getirdiği yenilikler, sesi, yorumu, sahne performansı... dünyada milyonlarca insanı kendine hayran bırakmış, ki bunu da fazlasıyla haketmiş, olağanüstü bir varlıktı o. bence yarattıklarının en iyilerinden biriydi... onun şarkılarını söylerken, o beğenmediğim sesimin hiç kullanmadığım, kendi şarkılarımda asla açığa çıkmayan renklerini, enerjisini görüyorum. onun şarkılarını söylemek bütün bedenimi enerjiyle dolduruyor, sesimi güzelleştirdiğini hissediyorum. onun şarkılarını söylerken, o an ben kötü söylediğimi farketsem de, şarkının ve o şarkıyı söylüyor olmanın verdiği mutluluk sanırım bunu örtüyor. dinleyen kişiye geçen tek şey mutluluk hissi oluyor, benim yaşadığım mutluluk!
- kıbrısta ne oldu?
- cengizi "minnie the moocher"ı söylerken izledim. seyirciye baktım. benim hayalim 30.000 kişi, ama bu 2000 kişi de çok enerjik ve o hissi küçük çapta da olsa yaşatabilecek kadar coşkuluydu. bu nedenle guruba dönüp isteğimi söyledim, onlar da kabul ettiler... atakan'ın benim için stüdyoda kullandığı bir deyim var ya hani; "gözünden ateş çıkmak". sanırım öyle bir andı bunu onlara sorduğum an, çünkü tereddütsüz kabul ettiler :)
- sonra?
- sonra parçaya girdik. solonun çok inceldiği yerlerde, riske girmemek için, tıpkı freddie'nin konserlerde yaptığı gibi, melodiyi biraz bozup daha rahat söylediğim yerlere çektim... nakaratı söylerken seyircinin "we are the champions" diye bağırması inanılmazdı!
- :)
- 93 yılına gittim bir an. oyunculuk çalışmaları için kullanacağımız mekanı temizleyip boyarkenki o sahne :). duvara dayanmış yüksek bir merdivene tırmanıp, elimdeki süpürgeyle tavandaki örümcek ağlarını temizlerken, birden aşağıya baktım, aşağıdaki tüm arkadaşlarım -içlerinde o zamanlar henüz arkadaşım olan eski karım da vardı- bana bakıyorlardı. onları o halde görünce, birden süpürgenin sapını mikofon yapıp we are the champions söylemeye başlamıştım... onlar da ellerini yukarı kaldırmış bana bakarak nakaratı söylüyorlardı. o an tek hissettiğim, bir gün bunun gerçeğini yaşamak istediğimdi!
- ve merdivenden indin.
- şarkı bitip merdivenden indiğimde sanki bir dünya starıymışım gibi çevreme toplanmışlardı. rüya gibi bir şey. kendimde o enerjiyi hep hissetmiştim ama bu sefer o enerjiyi yaşamıştım, ilk kez :)
- kıbrısta ne hissettiğini hatırla...
- şarkı benim değildi, ama benimmiş gibi severek ve benimseyerek söyledim her seferinde, belki de bu yüzden hatalarım affedildi, detonelerim duyulmadı! belki ne kadar yanlış da yapsam, ne kadar kötü de söylesem, söylemekten aldığım sınırsız zevki gördüğü için kerem sürekli o şarkıyı söylememi istiyor, her programda!.. nakaratın sonunda "of the world" derken gözlerim kapalıydı, başımı yukarı dikmiştim! karşımda binlerce kişiden gelen "of the world"ü duydum... uzadı ses, uzadı uzadı, sonra ıslık sesleri artmaya başladı, derken seyircinin "world" hecesinin yerini tamamen çığlık, ıslık ve alkışlar aldı.
- güzeldi değil mi?
- şakamı yapıyorsun? muhteşemdi! hayata bunun için geldiğimden bir kez daha emin oldum! bunu 30.000 kişinin karşısında yaptığımı düşündüm konserden sonra. oradaki sesleri onbinlerle çarptım, bir stadyum dolusu insanın sesini... gurup benim şarkımı çalmaya başlıyor... seyirci şarkıyı tanıyor ve ıslıklar - çığlıklar yükseliyor... ben henüz yokum. şarkı başlayıp sıra sözlere geldiğinde ben beliriyorum sahnede. kıyamet kopuyor! seyircinin coşkusundan müzik duyulmaz hale geliyor. sonra susuyorlar, ben sözlere başlıyorum. derken yine başlıyor seyirci; benim şarkımı bana söylüyor, tek nefes, tek ses, beni susturup onlar devam ediyor. devam edemem, susup dinliyorum, bana dünyanın en büyük ödülünü vermelerini: şarkımı beğendiklerini, onu ezberlediklerini ve şimdi onu benimle söylemekten mutlu olduklarını gösteriyorlar! söylüyorlar hep bir ağızdan, onbinlerce kişinin ağzında benim şarkım, benim sözlerim... ... bir şey söylemiycek misin?
- lütfen kesme ve devam et... sana bu kadar güzel bir hayal verdiğimi bilmiyordum!
- sen mi? yani tanrı... bunu bilmiyor muydun?
- ben sana sadece yeteneği ve hayali verdim. bu ikisini bu kadar coşkulu birleştirdiğini görmek...
...
- ağlıyor musun sen?
- ben senim unuttun mu?
- peki izin verecek misin bunları yaşamamıza?
- ...

Hiç yorum yok: