- doğru yönde mi ilerliyorum?
- daima!
- peki bu nasıl oluyor?
- senin, çevrendeki insanlara sıkça söylediğin bir sözün var: "hiç kimse, bir kararın sonucunu, o kararı uygulamadan kesin olarak bilemez!"
- peki bu doğru mu?
- evet. kesinlikle...
- şu durumda, şu an üzerinde bulunduğum ve ilerlediğim yol. bu yola girmek için karar vermiştim, ve kararımı uyguluyorum. ancak bazı kararların sonucunu görmek için onlarca yıl beklemek gerekebiliyor. 20 yıl sonra yanlış karar verdiğimi görürsem?
- bu mümkün değil!
- neden?
- çünkü sen beyninle değil kalbinle hareket ediyorsun, yani 5 duyundan edindiğin bilgiye göre değil, benden aldığın bilgiye göre...
- karışık
- hayır çok basit! ileriki bir sohbetimizde sana bunun detaylarını anlatacağım. şu an senin 3 temel bileşeninden 2'si hakkında konuşuyoruz. akıl ve güdü! ya da adına ne dersen de... beynin ve kalbin, mantığın ve hislerin. bildiklerini anlat, ben de tamamlayım
- beynim, 5 duyu organımdan aldığı verilerle bilgi topluyor. görme, işitme, tatma, dokunma ve koklama... bu 5 duyudan, yani fiziksel alemden gelen verileri yorumlayıp bunları sistematik bir şekilde işliyor, bazılarını kaydediyor, bazılarını daha önceki kayıtlarla birleştirip yeni çıkarımlar yapıyor... böylece çevreden topladıklarından çok daha fazla bilgiye sahip olabiliyor. yani duyulardan aldığı 10 bilgiyi kendi içinde ilişkilendirip bunlardan 10 yeni bilgi daha çıkarabiliyor. buna da "düşünmek" deniyor. ya da muhakeme... duyulardan gelen bilgileri işleyip bunları bir sisteme oturtma, denklemler kurma, daha önceki bilgilerle yeni bilgileri tepkimeye sokup henüz 5 duyu tarafından fiziksel olarak algılanmamış bilgileri de "üretebilme" yeteneği...
- çok güzel... devam et!
- ama kalbim, yani 6. hissim, ya da vicdanım, ya da güdülerim -adı herneyse- doğrudan sana bağlı. onların fiziksel alemle bir bağlantısı yok. doğrudan doğruya senden ya da çevremdeki varlıklardan gelmekte olan madde ötesi bilgiyi alıyor. üstelik beyin sahip olduğu yeteneklere de sahip değil; muhakeme yeteneği yok, kıyaslama yapmıyor, 5 farklı organdan gelen bilgileri "yorumlayarak" değil, doğrudan bilgisinin kendisini alarak çalışıyor. beynin bilgi kaynakları hata yapabilir (illüzyon sanatının esası budur zaten), ya da beyin kendisine gönderilen bilgileri herhangi bir sebeple yanlış yorumlayabilir. ancak kalp bilgiyi kendisi doğrudan alıyor ve yorumlamıyor. bu nedenle beynimin tepki verdiği ve beni harekete geçirdiği bilgiler, beynim tarafından yorumlanmış ve saflığı bozulmuş bilgiler olmasına karşın, kalbimin bana verdiği emirler hiç yorumlanmamış saf bilgi! senin gönderdiğin şekliyle yani... bir şey soracağım, benim ne düşündüğümü, ne bildiğimi biliyorsun, neden bunları bana tekrarlatıyorsun?
- tekrarlarken kendini duymanı istediğim için!
- devam ediyorum
- evet
- beynim kendisine gelen bilgileri, hemen, daha önce kaydedilmiş olanlarla kıyaslar, iyi - kötü gibi yargılar ekler, daha önceki kaydedilmişlerle -yani alışkanlıklarla- uyumunu inceler, buna göre bilgiyi kabul eder ya da reddeder. bazı durumlarda savunmayı harekete geçirip o bilgiye savaş açar...
- beynin, ona gelen her bilgi için bir duyguyu harekete geçirir! işte temel nokta bu... bir şey gördüğünde, duyduğunda, bir tat aldığında, bir şeye dokunduğunda, farkında ol ya da olma, sürekli olarak bir "yargılama" halindesindir aslında! "güzel kadın", "öff, çok kötü koktu", "nefis bir şarkı!", "yumuşacık" vs vs vs... 5 duyunun beynine ilettiği her bilgi, önceki deneyimlerin ve bilgilerinle kıyaslanır ve bu kıyaslamanın sonucuna göre de bir "duygu" hissedersin. beğenme, mutluluk, nefret, aşk, üzüntü, öfke, heyecan, sıkıntı vb... diğer yolla, yani benden doğrudan aldığın bilginin yarattığı tek şey "coşku"dur! buna ilham dersiniz, 6. his dersiniz, içine doğmak dersiniz, malum olmak dersiniz. teknik olark bu 5 duyu dışındaki bilgi edinme yetinizdir. ama bunun iyi çalışması için 3 temel bileşeninin iyi durumda olması ve her birinin dengeli bir şekilde beslenmesi gerekir!
- 3 bileşen konusunu biliyorum aslında. bu farkında olduğum bişey.
- yine de bu konuda eksiklerin var ve onları tamamlamak gerekiyor. şu an değil ama!
- doğru yönde ilerlemekten bahsediyoduk...
- yürüdüğün yolun senin hedefine giden yol olup olmadığı...
- evet, yolun sonunu görmediğim için bunu asla bilemem. yaptığım sadece "denemek" aslında.
- hayır! yolun sonunu biliyorsun ve bu yüzden bu yoldasın. bu benim senin kalbine yolladığım bilgiyle ilgili bir şey...
- nasıl yani? yolun sonunu gördüm mü?
- hayır, ama sana bu yolda gitmeni söyleyen benim!
- bunu anlamadım.
- yol ayrımına geldin. sağa ya da sola gideceksin. senin istediğin, seni hedefine ulaştıracak olan ana yolu bulmak... ama hangisi bunu yapacak bilmiyorsun. bu durumda ben seni bilgilendiriyorum. "içinden bir ses" sana sağdan git diyor, ya da soldan! işte bu saf bilgidir. şunu bilmen gerek: eğer içindeki sesin söylediği yoldan gittiğinde gerçekten ana yola çıkmışsan, buna hazırsın demektir. eğer saptığın yol seni anayola ulaştırmamışsa, örneğin bir benzinliğe çıktıysan, bil ki benzin alman gerekiyordur, bu nedenle bu seçimi yapmışsındır, seni oraya ben göndermişimdir. beynin bu seçimi asla yapamaz. bu senin kalbinin seçimidir, yani "hangi yola sapayım?" sorusuna benden gelen cevaptır.
- peki bu ne kadar sürer?
- gerçekten "hazır" olana dek... bak, senin hedefin neyse, biz senin oraya ulaşman için çalışırız. ancak burda anlaman gereken nokta, senin neye ihtiyacın olduğunu senden daha iyi bildiğimiz... sen kendini hazır zannedebilirsin. ancak, hedefine ulaşman için bazı donanımlara, deneyimlere ve bilgilere ihtiyacın vardır. sen bunların farkında olmayabilirsin, ama biz hepsini görürüz ve biliriz. bu nedenle, sen hedefine varmak için didinirken, biz senin o hedefe varmak için gerekli donanıma ve bilgiye kavuşacağın şekilde seni yönlendiririz.
- yani eğer hala hedefime ulaşamadıysam, henüz yeterli değilimdir...
- evet
- ve eğer gittiğim yolla ilgili şüphelerim varsa, yanlış yolda olduğumu, hatta hedefimden uzaklaştığımı görüyorsam, aslında o hedefe varmam için gerekli bir başka eksiğimi tamamlamaya gidiyorumdur...
- işte bu! unutma: senin hedefin neyse, ben bunun için çalışırım.
- o zaman, ben neyi seçersem seçeyim, asla yanlış bi seçim olmaz... bu mu yani?
- seçimi kalbinle yapıyorsan evet! sana o seçimi biz yaptırırız çünkü.
- o zaman herşeyi ben seçmiyorum?
- sen seçiyorsun...
- az önce "o seçimi sana biz yaptırırız" dedin?
- hedefi seçen sen değil misin?
- evet.
- kaptan, geminin nereye gideceğine karar vermez, oraya gitmesi için gerekenleri yapar sadece ;)
- :) (bu sırıtışı hepimiz defalarca kez yaşadık)
7 Eylül 2008 Pazar
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder