- peki sonbahardaki ilişkimde ne öğrendim?
- bunu bana mı soruyorsun?
- öğrendiklerimin farkındayım. ama farkında olmadıklarım yok mu?
- yöntemi biliyorsun!
- pekala... 4 yıl önce açılmış ama bir türlü kapanamamış bir dosyaydı.
- 4 yıl boyunca, onu her düşündüğünde, acı çekmesini değil ama pişman olmasını sağlayacak intikam senaryoları düşledin.
- evet. ve sonunda hiç tahmin etmediğim bir yere vardı!
- vardığı yer, aslında senin en başından beri istediğin yerdi dikkat ettiysen...
- yine de anlamıyorum.
- sabır!
- ne sabrı?
- bir çiftçi için asıl iş tarlayı ekmektir. toprağı havalandır, tohumları ek, sula ve gerisini zamana bırak! ne yaparsan yap, tarladaki ürün, doğal olandan, bizim onun için belirlediğimiz zamandan önce çıkmaz!
- yani ben 4 yıl önce bu ilişkinin fitilini ateşledim ve ancak mı oldu?
- bu 4 yıl içinde çok şey oldu ama. öncelikle bu ilişkiyi yürütebilmen gerekiyordu! belli bir süre boyunca. çünkü birbirinize vereceğiniz bilgilerin tamamı için zamana ihtiyacınız vardı. ilişkiniz olması gerekenden kısa sürseydi, alışveriş tamamlanamazdı. bu 4 yıl içinde; sen de, o da, ilişkiyi gerekli uzunlukta yaşayabilecek olgunluğu edindiniz. aslında birbirine 1 hafta bile dayanamayacak kadar farklı kişiliklersiniz.
- evet :)
- öğrenmen gerekenleri sana başka bir kişilikle gönderemezdim, zira ancak bu ilişkindeki gibi bir karakter o bilgileri sana iletebilirdi. ancak o karakterden gerekli olanları edinmen için de onunla belli bir süre temasta kalman gerekiyordu ve bunun için sana biraz "sabır" yüklemem gerekti...
- bu ilişkinin kendisinde de sabrı öğrendim bence.
- ne gibi?
- sen söyledin. normalde 1 hafta bile birlikte olamayacak iki kişiydik. kafamın içinde her zaman soru işaretleri oldu. bazı davranışları beni tam anlamıyla çileden çıkardı.
- kıskançlık?
- kıskançlık, güvensizlik, inançsızlık, sürekli bir olumsuz algılama hali, kötümserlik, kendini aşağı görme, sürekli olarak bir "yaralama" gayreti...
- bunların sebebi neydi düşün bakalım?
- onun kendisi hakkındaki cümlelerden yola çıkarsam... "ben mutlu olmaya alışık değilim", "beni neden bu kadar seviyorsun?", "beni gözünde çok büyütüyorsun", "ben bu kadar sevilecek bir insan değilim", "etrafında bir yığın mankenler, güzel hatunlar varken neden ben?". sanırım ciddi bir yaralılık durumu. özgüven yokluğu... kendini iyi şeylere layık görememe.
- ne yapıyordu?
- sürekli, ama sürekli geçmişimi kurcalıyordu. ki o geçmişin bir kısmını biliyordu zaten, bilmediği kısımları da ben anlattım. saklamam gereken bir şey yok ki! ayrıca adı üstünde, geçmiş...
- neydi asıl derdi?
- eski karım! ve eski sevgililerimden bazıları... ama özellikle eski karım! ben, yaşadıklarımı yaşadığım yerde bırakırım, almam gereken dersi, ana cümleyi alırım, ama olayları ve kişileri yanımda götürmem. ondan önceki ilişkilerim yaşandıkları yerde ve zamanda kalır. benim için onlar artık "geçmiş"tir. ama buna bir türlü izin vermedi! tutup tutup geçmişimi ve eski ilişkilerimizi getirdi ilişkinin ortasına. ondan önce birileriyle bişeyler yaşamamış olmamla kavga edip durdu...
- neden sence?
- bilmiyorum. bunu gerçekten çözemedim! bir ara bana ailesinin, önceden evlenip boşanmış biriyle bir evliliğe asla sıcak bakmayacağını söylemişti. sonradan babasının benden haberi olmuş, geçmişimi biliyor muydu bilmiyorum ama, babasının bana son derece sıcak baktığını kendisi anlattı.
- başka?
- aslında bu sadece bir tanesi... sürekli bir sorun arayışı görüyordum tavırlarında. herşeyin çok güzel göründüğü anlarda, birdenbire konu ya benim mesleğime, ya eski karıma, ya da bunların çevresindeki diğer konulara geliyordu.
- hatırla o konuları...
- mesleğimle ilgili; öncelikle ailesinin bir "sanatçı"ya olumlu bakmayacaklarını söylüyordu. ayrıca işim gereği çevremde çok sayıda kadın vardı. ama bu çok normal bişey. sahneye çıkan bir erkeğin kadın hayranları olması, kadınların o erkeğe ilgi göstermesi çok sıradan bir şey. ayrıca ben, bana her ilgi gösterene yaklaşmıyorum ki! ne yani, kim ilgi gösterirse ona meyleden kişiliksiz biri miyim ben?
- başka?
- mesleğim gereği gelirim sabit ve düzenli değil. bazen inanılmaz paralar kazanıyorum, bazen kazancım çok düşük kalıyor. "sigortalı bi işte 9-5 çalışsam, müziği hobi olarak yapsam olmaz mı?"ymış! bunu yapan çok insan var. eğer böyle bir adam istiyosan, gider öyle biriyle olursun. beni neden değiştirmeye çalışıyorsun? bana geldiğinde işimi gücümü, kazancımı, hayat tarzımı, çevremi biliyordun, daha önceden evlilik yaşadığımı da! peki o zaman derdin ne? bunları bile bile gelip, sonradan neden bunları sorun haline getiriyorsun?
- sence?
- tahminim şu: yine kendi söylediklerinden çıkardıklarım. hayalindeki erkekle, yani onu duygusal olarak cezbeden erkekle, mantığındaki erkek arasındaki uyumsuzluk. bunu çoğu yaşıyor aslında! sevdikleri tüm özelliklerin tek bir insanda toplanmasını istiyolar. ama bu imkansız! bir insanı hayatına, sevdiğin yönleri için alırsın. ama bunun anlamı; onun sevmediğin yönlerini de hayatına aldığındır. ve gülü seven dikenine katlanmak zorunda... eğer beni serseriliğim, romantikliğim, asiliğim, sahnedeki görüntümün cezbediciliği ile beğendiysen, bu özelliklerimin ters etkilerine de hazır olmak zorundasın. hayatına dahil ettiğin her kişinin, her olayın, her özelliğin, her süsün bir bedeli var, ve bunu ödemek zorundasın illa ki!
- devam et...
- biz insanlar, aslında, dengeli ve doğru kullanıldığında mucizevi doğrulukla çalışan 2'li bir karar mekanizmasına sahibiz... bir yanda beyin, diğer yanda kalp var. bu ikisini aynı anda kullanmak mümkün, birlikte karar vermeleri mümkün. ancak bunun mümkün olmadığı yerde hangisini dinleyeceğimizi, kararı hangi tarafa bırakacağımızı bilmemiz gerekiyor. ve sanırım, ne yazık ki, bize verdiğin bu yeteneği kullanmayı unuttuk!
- belki de.
- insan bilmediği bir gelecekle ilgili, ne getireceği hakkında zerre kadar kadar fikrinin olmadığı bir yarınla ilgili, bugünün şartlarına bakarak -ki onları doğru algıladığımız bile şüpheli- nasıl bir karar verebilir ki, bütün bilgi kaynağı geçmişi ve 5 duyusu olan bir beyinle? beynimin şu anki bilgisi; geçmişte kaydedilmiş deneyimlerimden, onların kıyaslamalarından, bu kıyaslamaların ürettiği yeni bilgilerden, toplum ya da kültür tarafından yüklenmiş değer yargılarından -ki onların doğruluğu da çoğu zaman şüpheli- ve nihayet sahip olduğum 5 duyunun şu an için çevreden aldığı sinyallerin yorumundan ibaret! karar verdiğim anki şartlar, 1-2 saniye sonra 180 derece değişebilir, ben değişebilirim, algım değişebilir, aldığım karar; ben o kararı aldığım an çok doğru görünmesine rağmen, değişen şartlarla birlikte tamamen yanlış da çıkabilir! kim boşanmak için evlenir ki? ya da kim başarısız olmak için bir işe girişir? kim iflas etmek için şirket kurar? kim ayrılmak için sevgili olur? kimse! herşeyi doğru yaptığımızı iddia etmiyorum, belki de karar doğru ama uygulama yanlıştır. ama ben beynimin, geleceğimi yönlendiren kararlarda sağlıklı bir başvuru mercii olduğunu düşünmüyorum! gelecekle ilgili bilgiyi bize vermiyorsun zaten, o sende saklı kalan ve bizim yaşadıkça gördüğümüz bir şey. ancak gelecekte meydana gelebilecekler ve kendi hedefimize ulaşabilmemiz konusunda bizi doğru noktalara yönlendirdiğini düşünürsek, ben senin rehberliğinle karar almayı tercih ediyorum. senin rehberliğini aldığım, senin sesini duyduğum yer de beynim değil kalbim! tıpkı bu yazıları deneyimlerimden, yani beynimin kaydettiklerinden derlememe rağmen, bunları yazma ilhamının kalbimden ve sebepsiz yere gelmesi gibi! yazdıklarım benim kayıtlarım. o kayıtlar yıllardır beynimde duruyor, yazmayı hiç düşünmedim. ama kısa bir süre önce sen bana yazmamı söyledin, ve şimdi yazıyorum. beynin, kendinde saklı olan, sahip olduğu bilgiyi kullanmak için bile, kalpten gelen ilhama ihtiyacı var.
- birleştir yavaş yavaş...
- aşk. bize armağan ettiklerinin en büyüğü... bence yani. hayatın devamlılığı bütün türler için genetik olarak yazılmış bir tür emir! bütün canlılar türlerinin devamı için, hayatta kalmak için yaşıyor. doğanın özü bu: canlılığı, yaşamı devam ettirmek! ama yalnızca biz insanlar türümüzü devam ettirmek için dünyanın en tatlı heyecanını duyuyoruz. sadece biz, fiziksel zevkin çok ötesinde, kelimelerin asla anlatamadığı büyülü bir ruh durumuna giriyoruz.
- çünkü siz bilinçlisiniz. doğadaki herşey, tüm canlılar, hatta cansızlar bile hayat için, canlılığın devamı için kurgulanmıştır. astronomiyi seviyorsun, bilgilerini hatırla...
- güneş sisteminden önce, evrenin bu noktasında bir süpernova olmuş olmalı. çünkü dünyanın çekirdeği demir ve bu elementin oluşabilmesi, süpernova patlaması dışında bir şeyle mümkün değil!
- bütün herşey, yıldızlardaki tepkimelerin şekli, süresi, üretilen elementler, fizik ve kimya yasaları, sürtünme, atalet, momentum, çekim, manyetizma, size verdiğim bu "ev"in güneşe olan uzaklığı, çevredeki diğer boş "ev"lerin konumu! herşey, ama herşey bu gezegende canlılığın sürmesi için! hayatın ortaya çıkması için!
- yani en başından, henüz evren bile yokken, bir gün burada "hayat"ın başlaması için programladın herşeyi? fiziği, kimyayı, matematiği?
- matematiği değil! fizik ve kimya benim yarattığım bilgilerdir. matematik, sizin benim bilgilerimi açıklamak ve sistematik olarak kaydedebilmek için geliştirdiğiniz bir sistem...
- peki bunun aşkla ne ilgisi var? fizik ve kimya yasaları yüzünden mi terkedildim? :)
- bir anlamda evet!
- nasıl yani?
- doğadaki canlı cansız herşey -insan hariç- kendi doğalarının gereğini yapar sadece, sorgulamadan, yargılamadan, düşünmeden, sonucunu önemsemeden, herhangi bir değer yargısıyla ölçüp biçmeden! onun bir görevi, ona yüklenmiş olan bir doğal süreç vardır, onu yaşar yalnızca. hidrojen güneşte helyuma dönüşürken, ağaç toprağa kök salarken, bakteriler vücudunuza yerleşirken, nehirler taşları aşındırırken, kaplumbağalar yumurtadan çıkarken, serengeti sürüsündeki 2 milyondan fazla hayvan o dev göçe başlarken, çita saatte 100 km hıza çıktığında, elma yerçekimi nedeniyle yere düşerken, yoğurt mayalanırken "neden" diye düşünmez! sadece yapar! çünkü biz onlara bilinç vermedik, çünkü onlar yalnızca kendi doğalarını ve onlar için bizim "doğal yaşam döngüsü" olarak belirlediğimiz şeyleri gerçekleştirirler. doğan cüceloğlu'unun savaşçı kitabında, bonsailerle ilgili bölümü hatırla... kültürlerinizin ve değer yargılarınızın, korkularınızın sizi büyümekten, sizlerin doğasına kattığım en doğal güdülerinizi ve yaşam amacınızı gerçekleştirmekten nasıl alıkoyduğunu! şunun farkına varmanız gerek: insan dışında hiç bir varlık -canlı ya da cansız- kendi doğal akışını ve tabiatın onun için belirlediği içgüdüsel seyri, beyninin yarattığı unsurlarla (korku ve yargı) sekteye uğratmaz! doğadaki pek çok canlı ve cansız, sizinkine benzer bir "kayıt sistemi"ne sahip. bu da hayatın devamlılığı açısından bir zorunluluk. hayati tehlikeyle karşılaşan bir canlının bunu kaydetmesi, benzer bir durumda temkinli davranmasını sağlar, bunu biliyorsun... korku, hayatta kalmanıza yardımcı olan en önemli güdülerinizden biri. tehlikelerin üzerine aptalca yürümenizi engelleyen; cesaretinizin, size yeteneklerinizin üzerinde işler yaptırmaya kalkışmasına engel olan bir dengeleyici...
- şu kayıt sistemi... yani onlar da kaydediyor ama bizim gibi kullanmıyorlar?
- onlar bir bilgiyi nerede ve hangi olayla ilgili kaydetmişlerse, sadece orada ve o olayla ilgili kullanırlar. siz insanlara verdiğimiz beyin bundan daha fazlasını yapacak güçte. siz, bambaşka olay ve kavramları birleştirme ve "olmayan" bilgileri de üretme yeteneğine sahipsiniz. keşiflerinizin, gelişiminizin, teknik ve estetik ilerlemelerinizin altında bu yetenek var.
- aşkla ilgiyi hala kuramadım!
- acele etme.
- kabaca toparlarsak; biz insanlar 5 duyudan gelen bilgileri kaydeden, onları işleyen, eskilerle kıyaslayıp yargılara varan, bu kıyaslama ve yargılar sonucu duyguları çalıştıran, bu arada birleştirme yöntemiyle henüz "fiziksel olarak algılanmamış" olanın bilgisine de ulaşabilen, yani kendi bilgisini kendi üretebilen bir beyne sahibiz.
- evet. ve bu beyin, ona verdiğimiz son derece yararlı "üretme" yeteneğinin bir yan etkisi olarak; yine bu yetenek yüzünden, bir noktadan sonra hayatın doğal akışını budamaya başlıyor!
- nasıl yani?
- korku üreterek! 5 duyudan gelen bilgileri sadece ait oldukları alanda tutmuyor, onu başka alanlara yayıyor, başka kavramlarla birleştirip yeni kavramlar ve bilgiler üretiyor, çıkarımlar yapıyor. böylece beynin elinde 2 tip bilgi oluyor: 5 duyudan gelen ve fiziksel bir etki sonucu edinilmiş bilgi, ve fiziksel olarak henüz yaşanmamış, beynin kendi içinde üretilmiş bilgi... sizi diğer canlılardan ayıran işte bu ikinci tip bilgi! ortada bir bilgi var ama üretilmiş olduğundan bu bilgiyle ilgili bir "anı" yok! çünkü 5 duyuyla ilgili bir "girdi" yok!
- kafam karıştı...
- bir cisim görüyorsun. görmek, duyulardan biri. gidip o cisme vurduğunda dokunma duyusu devreye giriyor, onun sert olduğunu hissediyosun, daha doğrusu vurduğun an elinin acıması o cismin sert olduğu bilgisini beynine kaydediyor. böylece artık bir "anı"n var: uzaktan filanca biçimde görünen bir cisme dokundun ve sertti! bunu kaydettin. bir başka cisim görüyorsun, ilk cisme çok benziyor, ona henüz dokunmadın ama görsel benzerlik sendeki "anı"yla bağlantı kuruyor ve yeni gördüğün cisme daha dokunmadan, onun da sert olduğunu ve canını yakacağını düşünüyorsun! burada görsel kayıtların benzerliği, sende dokunma hissinde de benzerlik yaşanacağı önyargısını oluşturuyor!
- sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer!
- aynen öyle! işte önyargılarınız ve korkularınız böyle oluşuyor. daha önceki anılarla, yani kayıtlı bilgilerle bağlantı kurup, henüz fiziksel olarak yaşamadığınız şeyleri de önceki deneyimlerle ilişkilendiriyorsunuz beyninizde. ve cesaretsiz olanlarınız; bu ilişkilendirmelerin sonuçlarına, gerçek deneyimlerden daha fazla değer veriyor! bu da çoğunuzu henüz yaşamadığı deneyimlerden kaçmaya itiyor.
- cesaret?
- yeni deneyimlere açık olabilme yetisi. kendi sınırlarını bilmek ve kendini kontrol edebilmekle ilgili uzun bir konu... sonra girelim
- yani sonuç olarak, bir insanın bişeylerden kaçmasının, misal benimle daha önce bir ilişki yaşamadığı halde benimle ilişkiden -bunu istemesine rağmen- kaçmasının nedeni, daha önceki ilişkileriyle kurduğu benzerlikler, öyle mi?
- evet! seni kalben hissediyor, seni istiyor, duyguları, güdüleri, yani beyni tarafından kirletilmemiş saf enerjisi ve gürültüden uzakta kalmış ses ona seninle olmasını söylüyor. senin kalbinden onun kalibe akan, beynin yanlış ve "taraflı" yorumlarıyla bozulmamış bilgiler... ama sendeki bir şeyler, seninle ilgili bazı "fiziki dünya bilgileri", örneğin sende gördüğü bazı şeyler, senin geçmişinle ilgili duydukları... örneğin; senin parfümünü daha önce ona acı çektirmiş olan bir başka erkekte koklamış olması gibi basit bir sebep, onun beyninde bu kokuyla birlikte kaydedilmiş olan anıyı canlandırıyor, ve bu anı malesef hüsranla biten bir anı! böylece yeni bilgi, eski bilgilerin ışığında yargılanıp, seninle de aynı hüsranı yaşayacağı sonucunu oluşturuyor. yani beyin, henüz ispatlanmamış bir bilgiyi üretiyor önyargı olarak!
- ve bu kez bunu ispatlamak için uğraşmaya başlıyor!
- :)
7 Eylül 2008 Pazar
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
1 yorum:
Bir ilişkide önyargı olması, ya da daha önceki ilişkilerin verdiği yaralarla yola devam etmek, daha önceki deneyimleri yeni ilişkiye yansıtmak o kadar yoruyor ki ilişkiyi... yazının sonunun böyle biteceğini tahmin etmiyordum, şaşırdım da... yaşadığım için de hiç aklıma gelmeyen şeyleri de düşündüm... ben de önyargılardan nasibimi aldım... ne kadar uyardıysam olmadı... göz göre göre bitti...
Yorum Gönder