24 Aralık 2008 Çarşamba

tanrıyla yakın sohbetlerden alıntılar - 22

- açılmak istemeyen birini ne kadar açabilirim?
- istediğin kadar. çünkü elindeki silah, onların karşı koayamayacakları bir silah. dahası, bu silah görünmezdir, bu nedenle vuruldukları ana kadar hiçbir şeyin farkına varmazlar.
- bu yüzden mi kendilerini aniden ve tepkili bir şekilde geri çekiyorlar?
- karşındakinin sana tokat atmasını zaten bekliyorsan, tokat sadece canını yakar. ama eğer buna ihtimal dahi vermiyorsan, kısacası hazırlıksız yakalanırsan acı 2 katına çıkar. tokat aynı olsa bile!
- çünkü, aptal durumuna düştüğümü düşünürüm. gelmekte olan tokadı farkedemediğim, önlem alamadığım, bu kadar kolay avlandığım için kendime kızarım...
- bu yüzden samimiyetini ölçülü kullanmalısın...
- yine dürüst ve doğrudan oluşu, daha az rahatsız olmamı sağlıyor sanırım.
- evet çünkü bu senin yaşam felsefen: iltifatları dolaylı, eleştirileri -ama samimi eleştirileri- doğrudan duymak!
- ayrıca buradaki bir eleştiri değildi zaten. ifade biçimi bile, tam benim sevdiğim tipteydi; yargılamadan, topa tutmadan... beğeni konusu olandan değil, doğrudan kendi beğenisinden bahsederek konuştu; "ben beğenmedim". bu tavır önemli benim için. birşeylere kötü demek için, elde gerçekten ölçülebilir, matematiksel olarak sayılabilir ölçütlerin olması gerekir. neye göre iyi? neyle kıyaslandığında kötü? hangi eleğin altında ya da üstünde? bu konu saçma sapan yerlere çekilen ve çok kolaylıkla tartışmaya çevrilebilen bir konu.
- peki ya onun dışındaki tavrı? bunu değerlendirmeden duramazsın sen :)
- tabi ki değerlendirdim. hayatta yapmayı en sevdiğim şey dedektiflik. bir kelimeden, birşeylerin ortaya konuş biçiminden bile bir iz bulup karşımdakini analiz etmek... söz konusu kişi, beğenmeyen kişi. duvarın üzerine kadar çıkarttım onu sanırım.
- o kadar büyütme!
- tabi ki büyütmüyorum. sadece örnek :) ben bahçenin dışındayım. ilk karşılaştığım an bile net olarak görünen birşey vardı ki, o da bu kişinin kendine küçük ve müdahalesiz bir dünya yaratmak istediği ve oraya alacaklarının da az miktarda olacağı. oraya büyük geleceğimi hissediyorum, bu ukalalık değil. kişinin gelişmişliğini ya da kalitesini, bahçesinin büyüklüğü belirlemez sonuçta. bu yalnızca bir tercih...
- devam et.
- küçük ve kendine yeten bir bahçede, huzurlu ve sağlam temelli bir dünya var orda. dışarıyı duymadığı sürece sorun yok. ben ona, duvara tırmanıp dışarıya, bana bakması için seslendim. ancak o isteksizdi. ki buna şaşırmadım. sonunda duvarda açtığı küçük bir delikten bana baktı ve benimle biraz konuştu.
- belki de bahçe duvarının üzerine çıkıp konuşmuştur seninle?
- hayır sanmam. o, dış dünyayı o kadar geniş bir açıdan görmek isteyecek birine hiç benzemiyor. dahası, o küçücük delikten konuştuğu süre boyunca da, gözlerini kapalı tutmaya çalıştığını hissettim.
- bunlar senin tahminlerin.
- elimdeki tek veri bu. ayrıca, evet bunlar tahmin ama, ben zaten herhangi bir hamle ya da plan yapmıyorum ki! sadece o duvarın gerisinden bir kez konuştuk ve ben hayatıma devam ediyorum. bu arada o da konuşmaya karar verirse onunla konuşurum.
- duvarın diğer tarafında, oturup sana seslenmesini beklemiyor musun yani?
- seslenirse duyarım. ama duvarın dibinde bekleyemem kimseyi :)
- ya duymazsan?
- sesini yükseltsin o zaman!