- ben 2. olamam!
- olma da zaten...
- şu an hissettiğim şey... tam bir öfke değil. biraz daha farklı. nedir tam olarak bilmiyorum. hayal kırıklığı tabi ki. çünkü karşımdakinin samimiyetine her zaman inandım, şu anda da inanıyorum. bu tercihi isteyerek yapmadığını düşünüyorum. ya da buna inanmak işime geliyor diyelim...
- biraz konuşalım.
- tamam...
- yanlış yaptığını, rest çektiğini düşünmüyorsun şu an...
- aslında rest gibi algılanabilir ama değil bence. çünkü ben olsam da olmasam da, onun kendi hayatı için alması gereken bir karar bu! ayrıca, ben ve o, hayatımıza birbirimizi bütünüyle dahil ettiğimizde dahi ben 2. olarak kalmaya devam edecektim. en azından bir süre. ve bu, benim tarzım değil!
- başından beri söylediklerinde tek bir değişiklik yaptı ve sen de bu yüzden haklı olarak çekildin...
- evet! az önceki konuşmaya dek, benimle resmiyet kazandığı an, tek olacağımı sanıyordum. ama bugünkü konuşmayla anladım ki, olmayacakmışım. bunun için değil ben, kendisinden bile daha büyük sebepleri olduğunu söylüyor, ve buna inanma konusunda kararsızım. ama bir yandan da düşünüyorum; neden yalan söylesin, öyle diyorsa öyledir...
- ama sonuçta "aşk bunları da göze almayı gerektirir" diyorsun sen...
- evet öyle. "imkansız" dediği an bütün köprüleri attı! bana duyduğu aşktan, benimle ilgili hislerinden ve bana olan isteğinden daha büyük birşeyler olmamalıydı! yanlış bir beklenti belki... ama, ben ona bu kararlılıkta gitmiştim, ve aynı kararlılığı bekledim ister istemez. herkes benim istediğim gibi davranmak, seçimlerini benim yöntemlerime göre yapmak zorunda değil, öncelikleri farklı olabilir. ama sonuçta, varılacak noktaya bakarsak; şu an için durumu idare etsem bile, ileride çok daha kötüsü olacaktı! resmileşmemiş birşey için ondan birşeyler bekleyemem tabi ki, ama resmileştiğinde bile şu ankiyle aynı sonucu alacağımı öğrendikten sonra... buna devam edemem! ben, benim kadar gözü karasını istiyorum...
- bu normal bir istek. hız yapmaktan hoşlanan biri hızlı giden otomobilleri sevecektir. bütün otomobiller hızlı olmak zorunda değil, ama sen hızlı gitmek istiyorsan, gidip hızlı bir otomobil alacaksın! ya bunu yaparsın, ya da hızlı olmayan bir otomobil alıyorsan da, onun hızlı gitmemesini şikayet konusu yapmazsın!
- ben birinciyi seçtim. istediğimi alamayacağımı anladığım an, onu zorlamak yerine, kendimi ondan çektim. eğer şu an hala devam ediyor olsaydım, son konuşma bir bitişle noktalanmış olmasaydı, şu an için şikayet etmeye hakkım olmazdı, zira onun şartlarını bildiğim halde devam ettiğim için ben sorumlu olurdum.
- şikayet etmek ya da zorlamak yerine, bıraktın.
- evet, zira ondan istediğimi -ki ben bunun temel bir hak olduğunu düşünüyorum- vermesi için onu zorlamamın bir manası olmayacaktı. benim zorlamamla elde edeceğim birşeyin de manası olmazdı ayrıca! o beni kendi kalbinde, kendi aklında ve hayatında birinci sıraya yerleştirseydi, zaten ben ondan istemeden önce o bunu yapardı. ben böyle düşünüyorum, doğru bildiğim budur! - peki ya, o ve hayatı hakkında bilmediklerin?
- bunlardan sorumlu muyum?
- bir anlamda...
- söyleseydi, bana açıklasaydı, neden özgür olamadığını benimle paylaşsaydı, bunun için savaşırdım! bunu biliyorsun... inandıklarım, doğrularım ve isteklerim için savaşmaktan hiç kaçmadım ben!
- peki şimdi ne yapacaksın?
- bilmiyorum... gerçekten bilmiyorum. tek bildiğim bir süre birşey duymak istemediğim... kendimi neredeyse dalga geçilmiş hissedecek gibi oldum bir kaç gün önce! bunun olmadığını biliyorum, ama dediğim gibi; ben bu şekilde devam edemezdim ve etmeyeceğim de... sanırım benim için yine acı bir ilaç vaktiydi...
- senin için ne yapmamı istiyorsan bunu yapacağım.
- sükûnetimizi koru... ve ne olursa olsun, beni, ona kötü şeyler söylemekten, onu kırmaktan, köprüleri atmaktan alıkoy! lütfen... onu seviyorum. iyi olsun. iyi yaşasın... onu sana emanet ediyorum :(